Muhabir: Söyleşi için zaman ayırdığınız ve bana bu fırsatı verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Arab News gazetesinden geliyorum.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
Muhabir: Arab News gazetesi, Ortadoğu’da İngilizce yayınlanan en önemli gazetelerden biri. Ve yalnızca Ortadoğu’da değil, Arabistan’da da en çok okunan İngilizce gazete.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
Muhabir: Sayın Harun Yahya, uluslararası bağlamda son derece büyük bir üne sahip bir yazarsınız. Ve bir araştırmacısınız. Kitaplarınız, belgeselleriniz var ve bunlar bütün dünyada oldukça yoğun biçimde izleniyor ve tanınıyor. Ve yapıtlarınız çalışmalarınız birçok insanı da derinden etkilemiş durumda. İlk olarak bize Harun Yahya’nın kim olduğunu, çalışmalarına nasıl başladığını ve temel amaçlarının ne olduğunu anlatabilir misiniz? Sizin öykünüz nedir?
ADNAN OKTAR: 2 Şubatta Ankara’da doğdum, 1956 yılında. İlk, orta ve lise tahsilimi orada yaptım. Gençlik yıllarım orada geçti. Sonra İstanbul Üniversitesinde ve Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisinde bir eğitim dönemim oldu. 1979’dan 1983’e kadar Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisindeydim. 1983’den sonra da İstanbul Üniversitesine geçtim, Felsefe bölümüne geçtim. Orada da okuyordum. Fakat anarşi ve terör o zamanlar yoğun olduğu için okulu yarım bıraktım. O da hayırlı oldu. Kitap çalışmalarına ağırlık verdim.
Şu an yaklaşık 300’ün üzerinde kitabım var. 60’ın üzerinde yabancı dile çevrildi. Toplam 45.000 sayfa falan MaşaAllah. Güzel. Mesela 1 yılda 80 milyon adet kitabım indirildi internetten. Hakikaten çok revaç var MaşaAllah kitaplarıma.
Muhabir: Aynı zamanda amaçlarınızı da sormuştum?
ADNAN OKTAR: Evet. Amaç Allah’ın rızası. Başka ne olabilir Müslümanın tek amacı Allah’ın rızası olur. Allah’ın rızası için Türkiye’nin öncülüğünde bir Türk-İslam Birliğinin oluşması, Müslümanların rahat etmesi, dünyada insanların huzur içinde olması, anarşi ve terörün durması, mutluluk ve sevincin her yere hakim olması, refah düzeyinin yükselmesi, sanatın estetiğin güzelliğin her yeri kaplaması. Sonuçta da, Allah’ın rızasını kazanırsak İnşaAllah, ahirette de Allah’ın cenneti ile İnşaAllah müjdeleniriz İnşaAllah. Müminin amacı bu olur; Allah’ın rızası sadece.
Muhabir: Bilim ve Araştırma Vakfını ne zaman kurdunuz? Ve vakfınızın etkinlikleri neleri kapsıyor? Ne gibi çalışmalar yürütüyorsunuz? İslami çerçevede bilgiyi ve öğütleri aldığınız belli kimseler ya da kuruluşlar var mı? Bu anlamda destek ihtiyacı içinde olduğunuz zaman. Vakfın maddi kaynakları nasıl sağlanıyor? Nasıl işliyor vakıf? Uluslar arası örgütlerle ya da herhangi bir kuruluşla herhangi bir bağlantınız var mı bu çalışmalarınızı yürütürken?
ADNAN OKTAR: Bilim ve Araştırma Vakfının ben fahri başkanıyım. Vakıfla benim herhangi bir doğrudan bağlantım yok. Fahri başkanı olduğum için biraz da uzaktan takip ediyorum işin doğrusu. Ben daha ziyade Harun Yahya eserleri ile ilgileniyorum. O eserlerle, o kitaplarla ilgileniyorum.
Vakıf aşağı yukarı benim anlattığım çizgide, Türk-İslam Birliğini amaçlayan maneviyatçı, mukaddesatçı, bütün insanların huzurunu, güzel ahlakı, sevgiyi, saygıyı amaçlayan bir vakıf. Ama tabii kitap çalışmaları, vakıftan tamamen ayrı. Kitap çalışmaları, Harun Yahya eserleri olarak yayınlanıyor, benim kontrolümde onlar, benim fikirlerime havi eserler, gerek internette gerek kitap dünyasında gerçekten güzel başarılı bir çalışmamız oluyor. Vakfın faaliyetlerini en iyisi vakıf başkanına sorarsınız. Ben sizi tanıştırırım Sedat Altan isimli bir arkadaşımız. O size detaylı bilgi verir. Ama Harun Yahya ile ilgili her türlü konuda size detaylı bilgi verebilirim.
Muhabir: Masonluk hakkındaki kitaplarınız gerçekten büyük ilgili gördü ve aynı zamanda büyük tartışmalara neden oldu? Masonluk hakkındaki yazdıklarınız nedeniyle tutuklandınız, yargılandınız. Bu çerçevede baktığımız zaman; Siyonistlerin, Filistin ve İsrail sorununun arkasında etkin bir rol oynadığını düşünüyor musunuz? Aynı zamanda yine Masonların ve Siyonistlerin Amerika Birleşik Devletlerinde çok güçlü olduklarını ve birtakım olayları perde arkasından yönettiklerini mi düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Evet. Masonların kurduğu bir dünya devleti var, gizli bir dünya devleti var. Bunun içerisinde Yahudi asıllı fakat ateist, Allah’a inanmayan ateist Siyonistlerden oluşan büyük bir ekip var. Onlar, Masonların localarına genellikle başkanlık yapıyorlar. Masonluk da dünyayı kendi kafasına göre yönetmek istiyor. Dünyadaki bütün felaketlerin, bütün olayların ateist faaliyetlerin, materyalist faaliyetlerin, Marksist-Leninist terörün arkasında Masonlar vardır. Masonlar da talimatlarını genellikle şeytandan alırlar. Şeytan ile direkt organik bağlantı içindeler. Bunu kendileri söylüyor, kendi eserlerinde anlatıyorlar. Kendi dergilerinde şeytanla nasıl bağlantıya geçtiklerini detaylı olarak izah ediyorlar. Bunu inkar etmiyorlar, gizlemiyorlar da.
Ama buna karşı tabii en akılcı çözüm onların dininin etkisini ortadan kaldırmak. Onların dini Darwinizm’dir. Darwinizmi biz çok güçlü şekilde Avrupa’da da dünyada da yerle bir ettiğimiz için şu an Masonlar adeta bir şoktalar. Ve var güçleriyle bana karşı ve arkadaşlarıma karşı bir intikam eylemi içindeler. Akılsızca birçok eylem yaptılar. Halen de yapıyorlar. Bu eylemlerin bir kısmı açık bir kısmı gizli, fakat bu bizi yıldırmaz tabii. Beni hiç yıldırmaz. Bütün gücümle Darwinizme karşı mücadele veriyorum. Materyalizme karşı mücadele veriyorum. Ve Kuran’ın gerçeklerini, Peygamber Efendimizin sünnetlerini insanlara anlatarak dini en güzel şekilde insanlara anlatmaya çalışıyorum.
Muhabir: Çalışmalarınızın etkisinin çok büyük olduğunu az önce de söyledim. Bu çalışmalarınız yüzünden yaşamınız boyunca psikolojik bir savaşa maruz kaldınız. Ve bununla da mücadele etmek durumundaydınız. İslam adına yaptığınız hizmetleri değerlendirdiğimiz zaman modern İslam çalışmalarına, modern İslam bilimine yönelik katkılarınız değerlendirildiğinde bence bilimsel çevrelerden de bir ödül hak ediyorsunuz. Uluslararası King Faysal Ödülünün bence Türk Seçici Kurulu tarafından size ve vakfınıza verilmesi bence çok uygun olacaktır. Çünkü İslamı aynı zamanda bilimsel bir çerçeve içinde de değerlendirilebileceğini de gösterdiniz herkese.
ADNAN OKTAR: Onur duyarım, öyle bir şey olursa. Çok güzel olur.
Muhabir: Tabii ki bunun için birisinin bu seçici kurulda çaba göstermesi ve tanıtması gerekiyor kurula.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah umarım olur. İnşaAllah.
Muhabir: Türkiye ve İsrail arasındaki son dönem ilişkilerini biliyoruz. İki ülke arasında önemli bir yakınlaşma var. Bu yakınlaşmayı nasıl değerlendiriyorsunuz. Bildiğiniz gibi Filistinli Müslümanlar, İsrailliler tarafından katlediliyorlar. Yüzlercesi öldürüldü. Ve bu bağlamda son yıllarda, Türkiye’nin İsrail ve Filistin sorununa yönelik politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz. İsrail ve Filistin sorunu sizce nasıl çözülür ve bu soruna ilişkin Arabistan Kralı, Kral Abdullah’ın yakın zamanda yaptığı yorumlar ve önerdiği çözüm sizce nasıl anlamlandırılabilir ve yorumlanabilir?
ADNAN OKTAR: İsrail- Filistin sorununun çözümü tabii ki çok aleni ve açık olarak Türk-İslam Birliğidir. Türkiye’nin öncülüğünde Türk Devletlerinin desteğinde büyük bir Türk-İslam Birliği oluştuğunda bu dünya çapındaki süper güç, çok güzel bir güvenlik şemsiyesi meydana getirecektir. Böyle bir güvenlik şemsiyesi içerisinde hem İsrail çok rahat eder hem Filistin çok rahat eder hem de konu kökünden çözülmüş olur. O güvenlik için yapılan duvarlar yıkılır. Çünkü İsrail bir hapishaneye döndü şu an. Hem Filistinliler için bir hapishane hem İsrail için bir hapishane. Bu ortadan kalkar, herkes barış ve huzur içerisinde ve refah içerisinde yaşar.
Ama şu an İsrail’de ateist Siyonistler devletin içine tam sızmış durumdalar. Yani, İsrail derin devleti ateist Siyonistlerden oluşuyor. Bunun böyle olması her türlü fitnenin ve kargaşanın da çıkmasına sebep oluyor. İsrail derin devletinin, Müslüman Musevilerin eline geçmesiyle, yani İslamı zamanında yaşamış olan, zamanında Müslüman olan fakat sonra tahrif olmuş bir din gerçi ama her halükarda eski bir İslam dinidir, oradaki dindar Musevilerin yönetimde söz sahibi olmasıyla İsrail’de de bu sorun çözülecektir. Çünkü konu asıl ateist Siyonistlerden kaynaklanıyor. Yani orada dindar Museviler olsa böyle bir konu olmaz.
Muhabir: Peki, Türkiye’nin İsrail konusundaki politikası hakkındaki yorumlarınızı da öğrenmek istiyorum. Türkiye’nin İsrail’e yönelik desteklerini nasıl yorumluyorsunuz ve Arabistan’ın önerdiği çözüm anlaşması hakkında ne söylüyorsunuz. Kral Abdullah’ın önerisi hakkında.
ADNAN OKTAR: Türkiye’de derinden derine bir Filistin sevgisi vardır. Filistinliler çünkü bizim kardeşlerimiz, Mümin, muttaki insanlar ve çile çektiler. Çok acılar çektiler. Türkiye’de herkes tabii ki Filistin’i destekliyor. Sağcısı da solcusu da herkes Filistin taraftarı.
Ama tabii İsrail ile de arayı açmak diye bir konu olamaz. Çünkü İsrail’de halkın bir suçu yok. Yönetimin suçu var. Yönetimde ateist Siyonistler var. Oradan sorun kaynaklanıyor. Yoksa İsrail halkı normal mazlum insanlar. Kendi hallerine bırakılsa Osmanlı döneminde de Peygamber Efendimiz (S.A.V.) zamanında da barış içinde, kardeşlik içinde yaşamışlardır. Fakat ateist Siyonist olan İsrail derin devletine karşı bir tavır konması gerekiyor. Türk hükümeti de bunun farkında. Türk ordusu da bunun farkında. Ama tabii İsrail halkını karşımıza almak gibi bir düşüncemiz olamaz. Ancak bunun çözümü Türk-İslam Birliğinin oluşması ile olur. O zaman zaten kökten sorun hallolmuş olacaktır. İsrail derin devleti de devreden çıkmış olacaktır. Masonik olan, Mason yönetiminde olan İsrail derin devleti, ancak Türk-İslam Birliğinin gücü ile etkisini kaybedebilir.
Kralın çözümü de yine aynı şekilde, en mükemmel çözümün bir İslam Birliği, Türklerin önderliğindeki bir İslam Birliği olacağı açıktır. Yoksa karmaşık bir çözüm detaylı bir çözüm düşünmüyorum. Yani çok sade ve kolay bir çözüm düşünüyorum. Sade ve kolay çözüm bölgenin tamamen birlik haline gelmesi, sınırlardaki gümrük sorununun hallolması, pasaportun kalkması, kardeşlerin birbirleri ile kucaklaşması, dostluk ve sevgi havasının tam hakim olması ile olur. Ama öyle karmaşık çözümlerle netice alınacağını zannetmiyorum. Fakat Kralın çözümünü de tabii göz ardı etmemek lazım.
Muhabir: Türkiye bildiğiniz gibi son yıllarda çok yoğun bir şekilde Avrupa Birliğine tam üyelik kazanmak için çalışmalarını sürdürüyor ve bu uğurda çok emek harcıyor, çok şeyler yapıyor. Türkiye, Avrupa Birliği üyesi olduğunda sizce Türkiye, İslami kimliğini kaybeder mi? Burada bir tehlike var mı karşımızda? Çünkü bildiğiniz gibi Avrupa Birliği üyesi olmak adına idam cezası tartışılıyor. Bu cezanın kaldırılması gündeme geldi ve gerçekleştirildi. Ve Avrupa Birliğinin bir üyesi olabilir mi Türkiye sizce? Bu konudaki yorumlarınız nedir?
ADNAN OKTAR: Tabii ki, Avrupa Birliğine girmek güzel bir amaç, güzel bir düşünce. Türkiye’nin de ben Avrupa Birliğine girmesini istiyorum. Ama Türk-İslam Birliğinin lideri olarak, büyük Türk olarak, süper devlet olarak girmesini istiyorum. Böyle olduğunda hem Avrupa ekonomik yönden, maddi yönden, manevi yönden kalkınır ve çok güçlü olur hem Türkiye’ye bu çok sağlık ve sıhhat getirir hem Türk-İslam alemine de büyük ekonomik katkı sağlar. Ama bu durumda, şu haliyle Türkiye’nin Avrupa Birliğine girmesi, sadece kayıp getirir gibi görünüyor. Çünkü Güneydoğuyu da istiyor onlar, Kıbrıs’ı da istiyorlar, İstanbul’u da istiyorlar. Yani Türkiye’yi yok eden bir sistemden bahsediyorlar. Dolayısıyla maneviyatını da yok eden bir sistem demektir bu. Bu tarzda bir Avrupa Birliği tabii ki olmaz. Buna çocuk bile olsa güler böyle bir şeye. Yani çok çirkin teklifler bunlar tabii ki ama Türk-İslam Birliğinin lideri olarak Türkiye’nin girmesi, çok şerefli, çok gösterişli, güzel ve zengin bir giriş olur. Bu tarz olursa tabii ki. O zaman hem İslamı da Avrupa’ya tam anlamıyla yaymış olacaktır Türkiye. Bütün Avrupa’nın İslam’dan derin bir şekilde etkilenmesi mevzubahis olur. Avrupa Birliği, Türkiye’deki İslami inancı hiçbir şekilde etkilemez. Bilakis, geliştirir, güçlendirir. Çünkü teknolojinin gelişmesi, internetin gelişmesi, her türlü bilimsel imkan, İslamın gelişmesi için müthiş imkan sağlıyor. Muazzam imkan sağlıyor. Zaten bunlar İslamın gelişmesi için yaratılmış şeyler. Hepsi Kuran ahlakının hakimiyeti için Allah tarafından özel olarak yaratılmış imkanlardır.
Muhabir: Fakat Türkiye’nin Avrupa Birliğinin bir üyesi olması için Avrupa Birliğinin koyduğu bazı şartlara yasal düzenlemelere uyması gerekiyor. Bunlara adapte olması gerekiyor. Örneğin; Avrupa Birliğinin üyeliği adına idam cezasından vazgeçildi. Bu artık uygulanmıyor. Yalnızca bu örnek bile Türkiye’nin İslami kimliğini zedelemeyecek mi?
ADNAN OKTAR: Avrupa Birliğine Türkiye’nin girişi, Türkiye’nin süper devlet olması durumunda bu tarz dayatmalardan uzak olur. Bu tarz dayatmalar şu an Türkiye’yi zayıf görmelerinden kaynaklanıyor. Süper devlet Türkiye olarak Avrupa Birliğine girdiğinde Türkiye böyle bir konu olmaz.
Muhabir: Türkiye’de İslami arka planı olan partilerin geleceği sizce ne olacak? Bunları nasıl yorumluyorsunuz? Şu anda Türkiye’yi yöneten AKP hükümeti ve ordu arasındaki son dönemde yaşanan gerginliği nasıl yorumluyorsunuz? Ve Türkiye’deki İslami partilerin politikaları sizce ne çerçevede yürüyor? Bu partilerin önerdikleri genişleme ve refah politikaları ve programları sizce nasıl değerlendirilebilir?
ADNAN OKTAR: Türkiye’deki partilerin sosyalist partiler hariç hepsi İslam ahlakına, Kuran ahlakına taraftar olan partilerdir. Hatta CHP’nin genel başkanı Sayın Deniz Baykal bile, torunlarını alıp camiye götürüyor. Namaz kılıyor. İslam’ın, Kuran’ın güzel ahlakını onların da öğrenmesini istiyor. Ve bunu savunan bir insan. Diğer sağ partilerin de tamamı İslam’a, Kuran’a, güzel ahlaka taraftar olan bunu aşkla şevkle savunan insanlardır.
Ordumuz da İslam’a karşı çok hürmetkardır. Çok sevgi doludur. Dikkat ederseniz şehit cenazelerinde askerlerin tamamı cenaze namazlarına katılıyorlar, dua ediyorlar. Sürekli Allah’ı anıyorlar. Ordumuz eskiden beri dindardır. Fakat tabii aydın görüşe sahiptirler. İlerici bakış açısına sahiptirler. Tutuculuğa, muhafazakarlığa karşıdırlar. Ama İslam’a karşı, Kuran’a karşı derin hürmetleri vardır. Bunu da fiilî hareketlerinden görüyoruz. Bütün Kuvvet Komutanları cenaze namazlarında namaza duruyorlar. Ve sünnete tam uygun olarak namazlarını eda ediyorlar. Biz zahire bakarız, zahire göre bu kesin bir alamettir. Ve Müslüman alametidir, iman alametidir. O yüzden ben Türkiye’den çok ümitvarım.
Gelişmeler de çok güzel. Türk-İslam Birliğinin liderliği yönünde Türkiye süratle ilerliyor. İslam ülkeleri de bunu çok istiyor. Türk Devletleri de bunu çok istiyor. Bu birliğin ben bu 10 yıl içerisinde kesinlikle oluşacağına inanıyorum. İnşaAllah.
Muhabir: Türkiye kadınların resmi kurumlarda ve resmi binalarda başörtüsü giymesine izin vermeyen tek Müslüman ülke. Bunu nasıl yorumluyorsunuz. Neden böyle bir durum var Türkiye’de ve bu en temel insan hakkına karşı bu hakkın kullandırılmamasına neden insanlar tepki vermiyor ve neden protesto edilmiyor kitleler tarafından. Sizce materyalist dünya düzeni, kapitalist dünya düzeni Türkiye’nin İslami kimliğini zedelemiş durumda mı?
ADNAN OKTAR: Türk halkı dindardır. Başörtüsünü halk genelde kullanıyor. Her yerde Anadolu’nun tamamında başörtüsü kullanılıyor. Genç kızlar da başörtüleriyle okuyor. Ama sadece resmi dairelerde doğru, okullarda başörtüsü yasağı var. Fakat bu Anayasa Mahkemesinin kararı. Yani bunu Türk Milletinin kararı olarak algılamak doğru değil. Anayasa Mahkemesi böyle bir kararı aldığı için bu karar, uygulanıyor. Anayasa Mahkemesi sürekli bu kararı alacak diye bir şey yok. Belki daha ileride bu kararın tam tersi bir kararı da alabilir. Belli olmaz.
Muhabir: Darwinizm ve Evrim Teorisini çürütmek için yoğun çalışmalarınız oldu. Bu konuda gerçekten büyük çalışmalar ortaya attınız. Bu süreç içindeki temel bulgularınızdan biraz bahsedebilir misiniz? Aynı zamanda batıda da akıllı tasarım “intelligent design” adı verilen düşünceyi nasıl yorumluyorsunuz. Bunu da öğrenirsek sevinirim.
ADNAN OKTAR: Dünyada Darwinizmi yıkan tek gücüz, diyebilirim. Gerçekten de yerle bir ettik Darwinizmi. Bu çok açık. 100 milyon fosilin varlığından insanların haberi yoktu. Biz bunu ortaya koyduk birincisi bu. 100 milyon yaratılışı ispat eden fosil var. İkinci maddemiz, Darwin’in iddia ettiği tarzda tek bir tane ara fosil yok. Darwinizmi ispat mahiyetinde kullanabilecekleri tek bir tane materyal yok ellerinde, ara fosil denen şey yok. Zaten Darwin de bunu söylüyor. Eğer diyor, ara fosil bulunamazsa benim teorim de geçersizdir, diyor. Nitekim onun dediği gerçekleşmiştir. Ara fosil bulunamamıştır. Çünkü ara fosillerin milyonlarca olması gerektiğini söylüyor Darwin. Milyonlarca bulunması lazım diyor. Değil milyonlarca bir tane bile ara fosil bulunamamıştır. Dolayısıyla, Darwin’in dediği gibi teorisi geçersiz hale gelmiştir.
Ayrıca bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi imkansızdır, bilimsel olarak imkansızdır. Yani 950 sıfırlı bir sayı düşünün. O kadar da bir ihtimaldir. “1” in yanına 950 tane sıfır koyun. Onda, o kadarlık büyük bir sayıda bir ihtimaldir bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi ihtimali. Pratikte bunun karşılığı sıfır demektir. Velev, böyle bir protein olmuş bile olsa, ikinci protein yanına gelecek, üçüncü protein binlerce proteinin bir araya gelmesi gerekiyor. O zaman yine bir protein kalıbı meydana gelir, sabun gibi. Yine bu canlanmaz, bunun hücre olması gerekiyor. Yani Darwinizm ta başından çökmüş gitmiş bir teoridir. Tam bir aldatmacadır.
Ayrıca kullandıkları kafataslarının sahteliklerini tek tek açıkladık. Kullandıkları delillerin sahteliklerini tek tek açıkladık.
Ayrıca, görmeyi açıklayamıyor Darwinizm. Gören kimdir, beyinde bunu söyleyemiyor. Beyinde duymayı sağlayan kimdir, kim duyuyor, bunu da söyleyemiyor. Dokunduğumuzda dokunma hissini alan kimdir, bunu da söyleyemiyor. Kokuyu kim alıyor, bunu da söyleyemiyor.
Darwinizm tam anlamıyla felç oldu şu an. Daha dokunmadan dağıldı. Çok çürük bir teoridir. Yalanlarla bezenmiş bir teoridir. Her şeyi tesadüflerle açıklayan bir teoridir. Ama bu akıllı tasarım iddiası ise son derece samimiyetsiz. Çünkü Allah’ın yarattığı ortada, açık. Bunu söylemeleri lazım. Allah yarattı her şeyi demeleri lazım, bunu demiyorlar. Bir şey yarattı diyorlar, bir güç, bizim bilmediğimiz bir güç. Böyle iddia olmaz. Bu çok samimiyetsiz ve kaçamak bir cevap. Allah yarattı demek varken, bilinmez bir güçten bahsetmenin alemi ne. Bu çok çok yanlıştır. Zaten yıkıcı etkiyi Darwinizmi yerle bir eden etkiyi biz sağladık, Allah’a çok şükür. Bunu Avrupa basınında da görüyoruz. Dünya basınında bununla ilgili binlerce haber çıktı. Hepsi kabul ediyorlar Darwinizmin yıkıldığını. Yapılan anketler de bunu gösteriyor. O yüzden akıllı tasarımcılara dünyanın pek ihtiyacı yok. Mesela; anket sonuçları vereyim. Yaratılış Atlası kitabım Avrupa’da dağıtıldıktan sonra Avrupa’da çok derin etkisi meydana geldi. Anket sonuçları veriyorum: “Die Welt” gazetesi bir, Belçika’da basılan “De Morgen” gazetesi iki, “Extra Bladet” gazetesi Danimarka, İsviçre “Faktum” dergisi, Fransa’da “Science Actualités” bilim sitesi, “Süddeutsche Zeitung” adlı Alman gazetesi. Bunların yaptığı anketlerde %85 ile %90 arasında insanların artık evrime inanmadığı, Darwinizme inanmadığı çıktı. Bu çok büyük bir darbedir Avrupa için.
MaşaAllah. Mesela, basından da biraz örnekler vereyim. Fransa “Le Libération”: Tek bir hamlede tam bir panik gerçekleştirdi, diyor benim için bütün Avrupa’da. Fransa “Le Point”: Darwin’i kurtarın. Darwin bitti, fakat siz gelip kurtarın, diyor. Fransa “20 Minutes”: Şubat ayında istilaya uğradıklarını söylüyor. Almanya “Spiegel”: Müslümanların Darwin’e karşı bir sefer düzenlediklerini söylüyor. Almanya “Kölner Stadtanzeiger”: Adnan Oktar’ın evrim karşıtı yaratılışçılığın en yıkıcı etkiye sahip olan savunucularından biri. Almanya “Stern”: Gök gürültüsü gibi patlayan kitap. Almanya “Nürnberger Zeitung”: Darwin’in Avrupa’da işi zor. Almanya “Die Welt”, Eğitim Bakanlığının dehşete kapıldığını söylüyor.
Yani binlerce haber çıktı. Hepsi bu tarzda. Tam bir panik oluştu Avrupa’da. Darwinizmin yıkıldığını anlatan binlerce gazete haberi çıktı Avrupa’da.
Muhabir: Bildiğiniz gibi dünya büyük bir ekonomik krizin içinden geçiyor. Sizce bu krizin nedenleri nedir? İslami bir ekonomi ile bu sorunların üstesinden gelebilir miyiz? Bu konudaki düşünceleriniz nedir?
ADNAN OKTAR: Tabii ki. Kapitalizmin sonunu işaret ediyor. Bu olay zaten Peygamber Efendimiz (S.A.V.) zamanında, Hz. Mehdi zamanında olacağı bildirilmiştir, Peygamber Efendimiz bunu bizzat bildirmiştir. Mehdinin çıkış alametlerinden birisidir.
-
Ekonominin böyle çöküşü
-
İran-Irak Savaşı
-
Afganistan’ın işgali
-
Fırat’ın suyunun kesilmesi
-
Ramazan ayında Ay ve Güneş tutulmaları olması -15 gün arayla
-
Kuyruklu yıldızın doğması -Kuyruklu Yıldızı
-
Kabe baskını ve Kabe’de kan akıtılması – Hicri 1400’de oldu bu biliyorsunuz
-
Güneşten bir alametin belirmesi – Bu yüzyılın en büyük patlaması oldu Güneş’te
-
Tozlu dumanlı fitne – 11 Eylül saldırılarında tozlu dumanlı büyük bir fitne oldu
-
Hz. Mehdi’nin çıkışından ümit kesilmesi – bununla ilgili de çok haberler çıktı
-
Bir ordunun kaybolması – Irak ordusu çölde kayboldu, ilk defa dünyada çok rastlanan bir olay
-
Bağdat’ın alevlerle yok edilmesi
-
Irak’a ve Şam’a ambargo uygulanması
-
Irak’ın yeniden yapılanması
-
Şam, Irak ve Arabistan’da kargaşa çıkması
Bunların hepsi Mehdi’nin çıkış alametleridir. Bunların tamamı oluşmuştur. Bunun sonucunda da Mehdi zamanında da müthiş bir bolluk, ferahlık dönemi olacaktır. Bu da rivayetlerde belirtilmiştir. Çarşıda, pazarda insanlar ekonomik sıkıntıdan bahsedeceğini Peygamber Efendimiz rivayetlerde açık açık belirtmiştir. Fakat sonradan da müthiş bir bolluk döneminin olacağını Mehdi zamanında ve Hz. İsa’nın nüzulü ile de bunun en yüksek dereceye geleceğini, dünyanın barış, huzur, kardeşlik içerisinde, sevinç içinde kalacağını, bereket ve bolluktan insanların şaşıracağını belirtmiştir.
Biz bu devre doğru gidiyoruz. Müslümanların birlik olması ile de bu dönem aşılacaktır. Mehdi döneminde de mutlu, sevinçli bir hayat olacaktır.
Muhabir: Kitaplarınızın birinde 11 Eylül saldırılarının dünya tarihini değiştireceğini söylediniz ve bunun çok önemli bir gelişme olduğunun altını çizdiniz. Sizce 11 Eylül, İslam’ın dünyadaki durumunu ne şekilde etkileyecek. Bildiğiniz gibi 11 Eylül sonrasında ABD, İslam ülkelerinin birçoğuna saldırıyor ve 11 Eylül olayının arkasında sizce hangi güç vardı gerçekte?
ADNAN OKTAR: 11 Eylül olayının arkasında ateist Siyonistler vardı, Masonlar vardı. Olayı organize edenler tamamen onlardır. Marksist teröristleri kullanarak, Darwinistleri kullanarak, geniş kapsamlı bir kampanya ile bu olayı gerçekleştirmişlerdir. Fakat bu olayların olması 11 Eylül olayları, demin de söyledim, 11 Eylül’den sonra gelişen bütün olaylar, Afganistan’ın işgal edilmesi, Irak’ın işgal edilmesi, tamamını Peygamber Efendimiz (S.A.V.), detaylı olarak Mehdi’nin çıkış alameti olarak belirtmiştir. Bunlar 1400 sene öncesinden Peygamber Efendimiz tarafından çok detaylı açıklanmıştır. Hepsi 20–30 yıl içerisinde olup bitmiştir. Bu da ayrı bir mucizedir. Mesela; Afganistan tarihte zaman zaman işgal edilmiştir, fakat bu bütün olayların bir arada olması olayı ilk defa oluyor. Benim demin saydığım olaylar, Mehdi’nin çıkış alametleri ilk defa topluca 20–30 yıl içerisinde bir kerede oluşmuştur. Bu dünyayı sarsacak çok büyük bir mucizedir. Peygamber Efendimizin (S.A.V.) mucizeleri vefatından sonra da devam etmektedir.
Muhabir: Sayın Harun Yahya, bir Türk-İslam Birliğinin kurulmasını önerdiniz. Peki, bu sizce nasıl mümkün olacak. Çünkü şu anda Müslüman devletler arasında da savaşlar sürmekte, bunun dışında dünya çok parlak bir durumda değil, terörist olaylar ve savaşlar hala devam etmekte. Sizce düşmanlar, karşıt gruplar bu birliğin kurulmasına izin verecek mi? Bu birlik hangi koşullar altında kurulabilir?
ADNAN OKTAR: İslam Birliği bütün dünya ülkelerini kucaklayan, hepsine sevgiyle bakan, karşısındakini düşman olarak görmeyen, ama kendisine düşman olanı da affedip kendisine dost hale getiren bir sistem. Dolayısıyla böyle bir sistemin düşmanı olmayacaktır. Çünkü bu sistemin düşman olduğu bir ülke yok. Düşman olmadığı için onun da düşmanı olmayacaktır bu sistemin. Türk-İslam Birliği dünyaya barış, kardeşlik, sevgi ve huzur getirmek amacı ile kurulacaktır. Bunun altyapısı şu an tamamdır. Çünkü bütün İslam ülkeleri, İslam Birliğini istiyor. Yani İslam ülkelerinde bir anket yapılsa halkın %99’unun, %95’inin İslam Birliğini istediğini görürüz. Türk devletlerinde de arandığında da aynı şeyi görürüz. Türk-İslam Birliğini isteyen kişilere sorduğumuzda “Siz istiyor musunuz bunu?” diye eğer anket yaparsak Türk Devletlerinde hepsinin Türk-İslam Birliğini istediğini görürüz ve görüyoruz. Ben bizzat buna şahidim. O yüzden halk bunu istiyor. Sadece üst seviyede siyasilerimizin ikna edilmesi, cesaretlendirilmesi ve teşvik edilmeleri gerekiyor. Bu her an olabilecek bir şey. Şu an ekonomik çöküntünün olduğu ortamda, hemen şu fikirler ortaya atıldı. Gümrük Birliği oluşturalım. Ortak para birimi oluşturalım. Ortak Pazar oluşturalım, gibi düşünceler süratle devreye girdi. Demek ki, İslam Birliğinin altyapısı hazır. Ve kısa sürede de kabul edilecektir, bu inanç, bu düşünceler. Güzel bir şekilde neticelenecektir. Çünkü, bu sistemin düşman gördüğü hiçbir ülke yok.
Muhabir: Suudi Arabistan Kralı Abdullah, dünya barışını sağlamak için bir diyalog kurulması yönünde bir çağrı yaptı. Peki, Kral Abdullah’ın bu amacının gerçekliğe kavuşması için ne yapılması gerekiyor? Madrid’deki konferansa katılmış mıydınız?
ADNAN OKTAR: Hayır, katılmadım. Ama Kral Abdullah tabii çok candan, güzel girişimlerde bulunuyor. Kendisini çok seviyorum, çok saygı duyuyorum. Düşüncelerine de çok saygı duyuyorum. İslam’a, Kuran’a çok titiz bir insan. Barış ve kardeşlik için çok can-ı gönülden gayret ediyor. İnşaAllah bu gayretleri güzel neticeler verir. Ama ben açıkça söyleyeyim. Mehdi gelmeden İslam aleminde bir rahatlık ve huzur olmayacak. Mehdi’nin zuhurundan sonra, Hz. İsa’nın nüzulünden sonra bu ferahlık ve huzur olacaktır. Bunu da açıkça belirteyim, konunun doğrusu bu.
Muhabir: Bilimsel anlamda Kuran’ı İngilizceye tercüme etme yönünde planlarınız var mı? İslami film noktasında çok eksikler var. Bu tür filmler hazırlamayı düşünüyor musunuz? Gelecekteki projeleriniz nelerdir?
ADNAN OKTAR: Tabii, Kuran’ın, Kuran ile ilgili her türlü bilginin Peygamber Efendimizin (S.A.V.) sünnetlerinin hepsinin İngilizce olarak anlatılması bütün Avrupa’ya, İngilizceye tercüme edilmesi çok hayati bir konu. Biz de gücümüz yettiği kadar bunu yapmaya çalışıyoruz. www.harunyahya.net, www.harunyahya.org ve www.harunyahya.com sitelerimizde mümkün mertebe böyle bir çalışma var. Fakat tabii yetersiz olarak görüyoruz. İnşaAllah daha geliştireceğiz. Sizin söylediğiniz gibi, filmler yapılması, sanatsal çalışmalar yapılması da İslam ahlakının anlatılmasında çok önemli yeri olan güzel yöntemler. Tabii ki, bu konuda da geniş çaplı çalışmalar hem teşvik edilmeli, hem bu konuda planlar yapılmalı, hem de fiili olarak uygulanması gerekir.
Muhabir: Peki Kuran’ın bütününü İngilizceye çevirme, bilimsel bir çerçevede yorumunu İngilizcede yayınlamaya yönelik ve bu sözünü ettiğimiz İslami filmlerin yapımına ilişkin daha belirgin sizin planlarınız var mı?
ADNAN OKTAR: Tabii ki var. Hem zaman olarak, hem de maddi, büyük imkanlar gerektiren çalışmalar. Allah, bize böyle maddi imkanlar verdikçe, biz de bu gücümüzü artırmaya devam ediyoruz, İnşaAllah. İnşaAllah, daha büyük imkanlar elimize geçer. Daha büyük neticeler alırız.
Muhabir: İslam’ın karşısında duranlar ve düşmanlar şu düşünceyi büyük bir açıklıkla destekliyorlar. Kuran, teröre ve vahşete neden oluyor ve bunları destekliyor. Bu iddialara karşı siz ne söyleyeceksiniz? Ne söylüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: O bakışla bakılırsa, Karl Marks’ın kitapları da bunu sağlıyor. Lenin’in eserleri de yapıyor. Birçok satanist eser de bunu yapıyor. Bu tür olayları, bu tip kitapların içerisinde aramaları lazım. İslam barış dinidir, adı üzerinde barış sözünden gelir, köken olarak. İslam, şefkati, merhameti, affediciliği, kardeşliği savunan bir dindir. Hatta bir insan cinayet işlediğinde, bir katili bile affetmeyi bizden istiyor, ”Eğer onları affederseniz sizin için daha hayırlıdır, diyor Allah”, Kuran’da. Böyle bir dinin terörle bağlantısını kurmak ancak ateist Siyonistlerin ve Masonların iddiası olabilir. Onların kendi karanlık dünyasını anlatan bir durum olabilir. İslam’ın nurunu, ışığını almamış insanlar, İslam’ı, Kuran’ı kendi karanlık gözlüklerinden o şekilde görüyor olabilirler. Bu önemli değil. İslam bir nurdur, ışıktır, güzelliktir, sevgi dinidir. Bunu eninde sonunda öğrenecekler.
Muhabir: Bazı düşünürler, Seyyid Kutub, Ebul Ala Mevdudi gibi İslami düşünürlerin terörizmi desteklediğini ve vahşete, terörist eylemlere neden olduğu yönünde bazı iddialar ortaya attılar. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz. Bu düşünürler ve diğer İslami düşünce biçimleri böyle bir potansiyele neden olmuş olabilir mi? Bunu nasıl savunurdunuz?
ADNAN OKTAR: Mevdudi’nin de, Seyyid Kutub’un da kitaplarını okudum. İslam’ı coşkuyla, sevgiyle anlatan, samimi Müslümanlar. Ben orada terörle ilgili, can yakma ile ilgili bir hususa rastlamadım. Herhalde dikkatlice okumamışlar, kitapları. Yeniden bir daha dikkatlice okusunlar daha iyi olur.
Muhabir: Yakın zamanda çıkan bir tartışma da sizin Hz. Muhammed’in son peygamber olmadığını söylediğiniz yönünde bazı iddialar ortaya atıldı. Sizin bu iddiaya yanıtınız nedir? Sizce böyle bir iddia neden ortaya çıktı?
ADNAN OKTAR: Hz. İsa’nın inişini nüzulünü hoş karşılamayanlar belki bu konuyu yanlış anlamış olabilirler. Peygamberimiz kitaplı son peygamberdir, son elçidir. Ondan başka da kitaplı hiçbir peygamber gelmeyecektir. Fakat Hz. İsa (A.S.) yeni bir şeriat getirmeyecek, İslamın ümmetinden bir fert olarak gelecektir. Unvanı peygamberlik unvanı kalacak -çünkü peygamberdir- fakat yeni bir kitap getirmeyecektir. Fakat gelen kişi, Hz. İsa, nüzul eden kişi tabii ki bir peygamberdir. O anlamda da Hz. İsa’dan başka bir kişi mevzubahis olamaz. Ama Hz. İsa geldiğinde yeni bir şeriat getirmeyeceği için son peygamber, son kitaplı peygamber, peygamberimiz olduğu da açıktır.
Muhabir: Benim sorularım bu kadar. Sizin söyleşinin sonunda eklemek istediğiniz bir şey varsa?
ADNAN OKTAR: Benim söyleyeceğim; önümüzdeki 10 yıl-20 yıl içerisinde İnşaAllah dünyaya hakim olacak İslam ahlakı. Hz. Mehdi zuhur edecek. Hz. İsa’nın nüzulü de çok yakın, İsa da nüzul edecek. Bütün Avrupa’da İslam süratle yayılacak, ABD’de süratle yayılacak, Rusya’da yayılacak. Bütün dünya Müslüman olacak. Bunu İnşaAllah herkes görecek.
Mesela; Nicholas Sarkozy benim Atlasımı aldıktan sonra diyor ki; “Her insanın düşüncesinde ve kalbinde olan Yüce Allah’tır.” Olağanüstü değişti, kitabımı aldıktan sonra. “İnsanı esir kılmayan onu özgür kılan Allah’tır. İnsanların ölçüsüz kibrine ve deliliğine karşı bir sur olan Allah’tır. Tüm farkların ötesinde sürekli olarak insanlara bir alçakgönüllülük ve sevgi mesajı, barış ve kardeşlik mesajı, hoşgörü ve saygı mesajı veren Allah’tır” diyor, Nicholas Sarkozy.
Le Monde gazetesi diyor ki; “Kimse bu kadarını beklemiyordu”. Sarkozy’nin bu açıklamasından şaşkına döndü Fransız gazeteleri. Sarkozy’nin açıklamaları karşısında şok yaşadığını söylüyor, basının. Le Monde’un da böyle bir ifadesi olduğunu söylüyor.
Tony Blair biliyorsunuz, sosyalist ve Darwinist idi. O da tamamen değişti. “Dini koruyun ve O’nun iyilik için bir güç olmasına yardım edin”, diyor. Tony Blair röportajında; akşamları Kuran okuduğunu ve ünlü sanatçılara Kuran hediye ettiğini söyledi.
U2 adlı müzik grubunun solisti Bono, Blair hediye ettikten sonra Kuran okumaya başladığını açıkladı. Jack Chirac’a da gönderdim, Atlastan. Teşekkür yazısı gönderdi, kendi el yazısı ile. Çok etkilendiğini, çok beğendiğini belirten bir yazı gönderdi.
Fransız aydınları arasında da İslam süratle yayılıyor, Allah inancı süratle yayılıyor. Darwinizm de yerle bir oldu MaşaAllah, kalesiydi Fransa. İngiltere de kalesiydi, orada da yerle bir oldu. Çok mükemmel muhteşem gelişme var. İnşaAllah çok güzel olacak. Bunu yakın zamanda göreceksiniz İnşaAllah.
Ben Sünni Müslümanın, Hanefiyim, fakat Şiileri de, Alevileri de, efendim diğer mezhep mensuplarını da, hepsini çok seviyorum, çok saygı duyuyorum. Müslümanlar arasında ben bir ayrı gayrı görmüyorum. Vahhabileri de, diğer mezhep mensuplarını da, Caferileri de saygıyla, sevgiyle karşılıyorum. Mezhep taassubunun kalkmasını diliyorum. Müslümanlar, birbirine bu yüzden karşıt olmaması gerekir. Bunlar bizim kardeşliğimizi bozan şeyler değildir.
Bana yönelik de ateist Siyonistlerin, Masonların, Darwinistlerin savaş başlattıklarını görüyorum. Bu faaliyetlerimden dolayı onlar da var güçleriyle bana karşı bir mücadele içindeler, psikolojik savaş içerisindeler. Müslüman kardeşlerim duydukları hiçbir habere inanmasınlar aleyhimde. Onlar birçok oyun oynayacaklardır, oynadılar ve oynuyorlar da, oynayacaklarını da biliyoruz. Birçok iftira atabilirler, birçok komplo yapabilirler. Hiçbirine inanmasınlar. Mutlaka tahkik etsinler. Bize sorsunlar. Onların yaptıkları oyunları, biz önemli görmüyoruz. Onlar da hiç önemli görmesinler. Ama akıllarının takıldığı bir şey olursa, sitemize yazsınlar. Biz oradan gereken cevabı veririz. Ama Siyonistler, Masonlar, Darwinistler, şeytanın taraftarları ve satanistler bunlar hiçbir zaman için bize karşı boş durmamıştır. Var güçleri ile mücadele etmişlerdir. Ve birçok iftira atmışlardır. Birçok oyun oynamışlardır. Bunu herkes biliyor. Halen de oynamaya devam ediyorlar. Bunların hepsinin cevaplarını bizden alabilirler. Müslümanın biliyorsunuz, bir fasıktan haber geldiğinde ona inanmasını Kuran yasaklamıştır. Mutlaka Allah tahkik edin, araştırın, diyor. Tahkik edip araştırırken bize sorarlarsa biz gereken cevapları veririz İnşaAllah. Sitemize yazı yazarlarsa www.harunyahya.net, www.harunyahya.org sitelerine.
Muhabir: Çok güzel bir söyleşi idi.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim. Bütün kardeşlerime selam ediyorum Müslüman kardeşlerime. Hepsini de çok seviyorum. İnşaAllah çok güzel olacak her şey.
Muhabir: Değerli zamanınızı ayırdığınız için çok teşekkür ederim. Umarım, Arabnews gazetesinde bu iyi bir habere dönüşecek ve insanları aydınlatacak. 14 Kasım 2008
|