SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz her akşam canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Başbaşa programına hepiniz hoş geldiniz. Yanımda birbirinden değerli konuklarımız var. Beyin Cerrahı Sayın Oktar Babuna ve tüm dünyada kitaplarıyla büyük bir ilgi ile takip edilen Sayın Adnan Oktar. Hoş geldiniz öncelikle.
Bu akşam Adıyaman Asu Tv, Ekin Tv ve Kral Karadeniz ekranlarından size sesleniyoruz. Ayrıca bizi dinleyebileceğiniz radyo istasyonlarımız ve internet sitelerini de söylemek istiyorum. Radyolarımız Mavi Karadeniz Radyo 106. 4, Radyo Star 94. 0 Aksaray, Güneydoğu Radyo 99. 6, Emek Radyo 101 Mardin, Enerji Radyo 90. 0 Ordu, Keyif Fm 92. 7 Nevşehir, Radyo 37 95. 2 Kastamonu, ASR Fm 96. 0 Adıyaman, Ilgın Fm 97. 4 Konya. İnternet sitelerimiz ise www. haberhilal. com ve www. harunyahya. tv. Evet, nasıl başlamak istersiniz.
ADNAN OKTAR: Oktar’a sormak lazım.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam nasıl uygun görürseniz. Her gün bir müjde oluyor. Lübnan’da da vize kalkıyor inşaAllah Hocam. Tam sizin dediğiniz doğrultuda gelişiyor muazzam bir süratle gelişiyor İslam’ın hâkimiyeti Türk İslam Birliği.
ADNAN OKTAR: Lübnan’da vize kalkmış, kalkıyor. Oktar Hocam her zaman soruyorum ama 2 yıl önce ben ne dedim?
OKTAR BABUNA: Tam bunu söylediniz Hocam vizeler kalksın, hatta pasaportlar kalkacak dediniz. Pasaportlar kalkacak dediniz sonraki aşamada da inşaAllah. Serbestçe gidip gelinecek dediniz.
ADNAN OKTAR: Bana soru sormak istersin herhalde, inşaAllah.
SUNUCU: Tabii sorayım, hemen sorayım. Tokat’tan sormuşlar “Allah bir ayetinde temiz akıl sahipleri öğüt alınıp düşünürler diye bildiriyor, bir vesvese geldiğinde ona cevap vermek yerine aklımı temiz tutup vesveseye hiç cevap vermeyerek aklımdan uzaklaştırıyorum. Hocam vesveseye karşı bir Müslüman aklını ve vicdanını daha nasıl güçlü hale getirebilir. Allah’ın dilemesiyle inşaAllah”.
ADNAN OKTAR: İnsanların dünyada en zor olarak değerlendirdikleri konulardan bir tanesi de vesvesedir. Yani gece gündüz insana vesvese gelir. Sağlığı ile ilgili gelir, imanı ile ilgili gelir, diğer insanlarla, diğer olaylarla ilgili gelir, güzelliği ile ilgili gelir. Bu çoktur mesela kadınlar aynaya bakarlar bir gün çirkin olduğuna kanaat getirir, ertesi gün güzel olduğuna, öğlen yine çirkinleştiğine, o gençlerde delikanlılarda da vardır. Bir gün işte olağanüstü yakışıklı olduğuna böyle, ertesi gün başka türlü olduğuna, bu insanların karşılaştığı acz ancak Cennette son buluyor. Cennette durur ama insanların gelişmesi için buna müthiş ihtiyaç var, eğer vesveseler olmasaydı beynimiz çok durağan olurdu. Biz onunla mücadele ederek hem kişiliğimizi geliştiriyoruz, hem Cennetteki karakterimizin sağlamlaşmasını sağlıyoruz. Yani çok güçlü bir karaktere doğru gidiyoruz. Hatta en sonunda mümin diyor ki, ayet var, Kuran ayeti Yarabbi diyor, “sen benden hoşnut olarak, ben de senden hoşnut olmuş olarak” diyor, özetle söylüyorum. Yani iki tarafında Cenabı Allah’ın da, kulunun da hoşnutluğunu Cenabı Allah hedefliyor, bunu söylüyor ve her ikisi oluştuktan sonra salih Müslümanların yanına Cennete gideceklerini söylüyor Allah. Değil mi ayette? Vesvese geldiğinde ne yapılır, vesveseye bir çözüm de şudur, 10 yıl ilerisine bıraksınlar, 10 yıl sonra o vesvesenin hiçbirisini hatırlayamazlar, aklına bile gelmez, yani o günün en büyük derdi olan problemi olan konu, 10 yıl sonra ne idi deseler neydi hatırlıyor musun deseler aklına gelmez. O gün yaşamaktan beziyor bazen, Allah esirgesin, bayağı bunalım yapıyor. 10 yıl sonra hatırlattığında ya neydi diyorsun, hatırlayamıyorum, çıkaramıyorum diyor, demek ki bomboş bir şeymiş, en güzeli sürekli Allah’a sığınmaktır, kaderi unutmamaktır ve Allah’ın yarattıklarına karşı şefkatle bakmaktır yani insanın ruhunda böyle kin ve intikam duygusu vardır. Nefret duygusu vardır, bunlar da çok güçlü duygulardır. Yani nasıl insan börek piştiğinde canı çeker, ister değil mi, et piştiğinde yemek ister. Kin ve nefreti de aynı şekilde ister. Öfkeyi de ister. Yani intikam almaya kırıp yıkmayı da ister.
SUNUCU: Ben hiç kinci değilim, her insan öyle değil mesela.
ADNAN OKTAR: Ama Allah ayette belirtiyor, Allah zaluma ve cehula diyor Allah, zalim ve cahildir diyor Allah insanlar zulme yatkındırlar. Tabii, müstesna iyi insanlar var ama her insan öyle olmaz. Yani kini bir meslek edinir adeta, nefreti mesela, o özellikle kokana kadınlar olur böyle 50 yaş çevresinde böyle, bu oksit sarı saçlı, ben her zaman tarif ederim, böyle kartal tırnağı gibi tırnakları olur böyle. Değil mi? kokoş derler kokona. Ondan sonra sevdiği hiç kimse yoktur bunların, ne eşini sever, ne oğlunu sever, ne sokaktaki kimseyi sever. İktidara homurdanır, belediyeye homurdanır, ailesine homurdanır, komşularına homurdanır. Yani sürekli laf sokar, sürekli bağırır, çağırır, ne desen lafa laf onda, öyle kin ve nefretten, iguanaya benziyor zaten onlar ,Allah ellerinden yüzlerinden böyle nuru alıyor, böyle iki ayaküstünde gezen iguana gibi oluyorlar. Yani böyle nefret küpü, böyle öfke küpü, bu aynı şekilde erkeklerde de oluyor öyle, nefret dolu elinden yüzünden melanet akıyor. Değil mi, böyle çok stresli, gergin.
SUNUCU: Zaten kıskançlıktan da oluyor biraz da.
ADNAN OKTAR: Hasetlik, kıskançlık tabii yani kıskançlık çok büyük bir beladır. Okullarda da vardır, hatta çocuklar ben okuldayken bilirim, mesela nasıl geçti derler birbirlerine imtihanın, çok kötü geçti der. 10 alacak öğrenci, niçin böyle der. İyi geçti derse haset edip onun başına bir iş getirirler diye çekinir. 10 aldığında da şaşırır gibi yapar, der ki nasıl oldu falan, hayret der ya bomboş kağıt verdim, 10 aldım. Değil mi? Ama bir taktiktir yani, mesela hasetlerinden mesela kolay bir problemin çözümünü arkadaşlarına anlat dediğinde onu zor anlatır ,böyle karmakarışık, onun anlayamayacağı gibi, yani sürünsün tarzında. Mesela farz edelim bilgisayar da bir bilgi, onu kolaysa onun kolay yönü ile anlatmak istemez. Yani kolayca kavranacak şekilde zor ve çetrefil hale getirir. Onun da kökeninde hasetlik vardır. Çok güzel bir insana güzelsin demezler hasetten dolayı. Haset birisi çıksın akıl almaz kusurlar bulur sana, yani böyle o pis şom ağzıyla, çok aşağılık bir şeyle kindarlıkla, hayretler içerisinde kalırsın, şaşırırsın, nefret ruhunu kapladığı için halbuki bir insan birisine baktığında onun sadece güzel yönlerini görmesi lazım. Allah onda tecelli ediyor. Değil mi, şefkat nazarıyla merhametle, koruma hissi ile Allah’ın mazlum bir kulu değil mi? Allah’ın mazlum bir tecellisi, merhametle bakıldığında ve her şeyde bir güzellik olarak bakıldığında, Allah onu güzelleştirir. Yani her şeyde güzel yönüne bakmak lazım. Hatta Hz. İsa (a. s) talebeleriyle giderken yanında bir köpek görüyorlar, öyle köpek, diyorlar ki adamlar ne kadar kötü diyor görünüşü, Hz. İsa (a. s) diyor ki dişleri ne kadar temiz, diyor. Bembeyaz dişleri diyor. Yani dişleri çıkmış sadece görünüyor, onun için her şeyin güzelini değerlendirmek lazım. Cennette güzellik yurdu, biz güzelliği seçebilecek ruhta olmak durumunda olmalıyız, çünkü Cennete Allah anlamanız için söylüyorum Allah emek vermez de, özene de ihtiyacı yoktur Allah’ın emeğe de. Fakat emek emek, özen özen yaratmış çok muhteşem yaratılmış bir Cennet var, şimdi biz orada detayları eğer görmezden gelirsek, o zaman Allah esirgesin bu olmaz. Bu dünyada da böyle Allah ne kadar özenle hücreyi yaratmış, kofulları, mitokondrileri yaratmış, canlıları, meyveleri, bitkileri, sebzeleri yaratmış. Mesela ben bazen İstinye’ye gidiyorum. O meyve satılan bir yer var pazaryeri, yani nefes kesici görünüş, böyle kıpkırmızı elmalar, nefis armutlar, biraz öyle kıpkırmızı erikler, kavunlar, karpuzlar, yerden Allah bir tahta bir çöp, yerde bir tahta saplı çamurun içerisine tahtadan meyve yağıyor, ağaçlardan. Dünyanın her yerinden kamyonlara dolduruyorlar, hallere getiriyorlar. Dünyanın her yerinden yerden topraktan meyve fışkırıyor. Ve bütün dünyayı doyuruyor bu, bak insanları doyuruyor, hayvanları doyuruyor bir kısmı da çürüyüp atılıyor. O kadar bol. Şimdi adam bunu görmezden gelirse, bu tesadüfen oldu derse, işte, Allah da Ahirette ona tesadüfen meydana gelmiş görünümünde meyve yaratacak Ahirette ve tadına tuzuna bakacak. Mesela Cehennemde meyveler var. Ama tam onların dediği gibi. Tesadüfen meydana geldiğini tahmin ettikleri tarzda. Yani rezil tatta böyle berbat. Mesela yerden Allah mükemmel memba suları fışkırtıyor, yani nereden artezyen açsan su fışkırıyor. Pırıl pırıl, yani gayet kaliteli su çıkıyor. Cehennemde öyle değildir. Cehennemde yerden çıkan su kükürtlü ve kaynardır. Hiçbir şekilde soğuk su içemezler. Yiyecekleri son derece iğrençtir. İnsanların görünümü son derece iğrençtir. Yani simsiyah kirli tozlu ve tam mutasyona uğramış diyorlardı ya onlar, tam o tarzdadır, mesela başı poposunda olur, poposu üstte olur. Değil mi? Kolu ile bacakları yer değiştirir. Yani garip mahlûklar şimdi adam mutasyona inanmıyor muydu, tesadüfen oldum demiyor muydu? Tamam, işte tesadüfen olmuş o da orada değil mi yani Allah onu tesadüfen gibi gösterecek ona, tesadüfen yaratılış böyle olur diyecek, Allah. Değil mi? Tesadüfen meydan geliş kâinatta böyle olur, her yer ateşler dumanlar değil mi, iğrençlikler. Senin inancına uygun değil mi diyecek Cenabı Allah, inancın bu değil miydi, işte inancına göre yarattım diyecek Allah. Onların inancı bu idi, onlarda Cennet inancı vardı, bende onlara Cenneti yarattım diyecek. Yani herkese kendi inancına göre bir yer yarattım diyecek. Adaletsiz bir şey var mı diyecek Allah soracak, yok, çünkü canı gönülden Ahirette de inanacak onlar. Ahirette de o kafa da olacaklar. Değil mi? Dolayısıyla şikâyet edeceği bir şey yok, bu dünya da son derece emin anlatıyorlar, Darwinizmi mutasyonu, anormal eminler. İşte orada da çok emin anlatacaklar yine. Orada mutasyonları, Darwinizmi falan çok kapsamlı etrafı toplarlar böyle Cehennemin itine kopuğuna onlara anlatacaklar. Onlar da dinleyecek orada inşaAllah. Yani anlamasalar bile sorun değil yani, inşaAllah.
Oktar sen şu arıların olayını bir anlat.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Arıların gerçekten çok mucizevî bir dansları var. Bakın şimdi göreceğiz birazdan.
ADNAN OKTAR: Göreceğimiz şey nedr?
OKTAR BABUNA: Dans ederek çiçeklik bölgenin yerini ve uzaklığını tarif edecek tam yönünü ve uzaklığını.
ADNAN OKTAR: Bunu bilim adamları çekiyor değil mi bu filmi.
OKTAR BABUNA: Evet bilim adamları çekiyorlar.
ADNAN OKTAR: Bununla ilgili çok fazla çalışma var, çok fazla çekilmiş film var. Hepsinde aynı netice alınmış.
OKTAR BABUNA: Bakın arılar dansa başladı, titreşimler yapıyor. Fakat hep aynı yöne doğru yapıyor, yönü sabit. Çünkü yönünü gösteriyor. Yaptığı titreşim sayısı ve dansın süresi de uzaklığını belirliyor, gidilecek bölgenin. Son derece hassas bir ölçümle yapıyor bunu, önce gidilecek yeri keşfediyor, sonra geri dönüyor. Bunu diğer arılar da bakın izliyorlar.
ADNAN OKTAR: Onlara bilgi veriyor şu an. Evet, dans ederek.
OKTAR BABUNA: Şu anda dik yukarı doğru yaptığı şey güneşin yönünü gösteriyor, güneşe doğru olduğunu istikametinin.
ADNAN OKTAR: Olay güneşe göre diyor, evet. Yani çiçeklerin bulunduğu yer, güneş istikametinde evet.
OKTAR BABUNA: Şimdi aşağıya doğru yapıyorsa, güneşin tam aksi istikametinde olduğunu gösteriyor bu. Ya da güneşe dik bir açıyla mesela, bakın burada tam dik bir açıyla olduğunu gösteriyor. Bunların hepsi değişik çekimlerle tabii. Mesela burada 45 derece bir açıyla güneşe uzaklıkta. Titreşim sayısı uzaklığı veriyor.
ADNAN OKTAR: Onlar titreşim sayısını da sayıyorlar değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet sayıyorlar. Son derece hassas olarak gidip elleriyle koymuş gibi bulabiliyorlar gidilecek yeri.
ADNAN OKTAR: Arıları da ayrıca numaralıyorlar üstlerine tek tek işaret konuyor arıların.
OKTAR BABUNA: Evet. Şimdi burada şunu da hesaplıyorlar. Güneşin her dakika 4 derecelik bir hareketi oluyor. Arı bunu hesaplayarak, güneşin yapacağı hareketi, dansında onu da hesaplamış olarak yönünü gösteriyor. Yoksa şaşırırlardı, çünkü güneş hareket edeceği için. Hareketin başlangıcıyla, gidilecek zamana kadar güneş farklı bir konumda olacak ya da dönene kadar. Onu hesaplayarak yapıyor bu dansını.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bir de arıların işaretlenmiş olarak olanları vardı, onları da gösterelim bir ara.
OKTAR BABUNA: Tamam o da hazır Hocam birazdan onları da gösteririm İnşaAllah. Ve gideceği yere eliyle koymuş gibi buluyor.
ADNAN OKTAR: O numaralı olanı gösteriyor musun?
OKTAR BABUNA: Evet, İnşaAllah. Pardon bu değildi. Birazdan hazırlıyorum Hocam şimdi.
ADNAN OKTAR: Birazdan hazırlıyorsun. Tamam, o zaman Kuran’dan ayet okuyorum ben. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah sana bir zarar dokunduracak olsa, O’ndan başka bunu senden kaldıracak yoktur. ” Hastalık olabilir, bela olabilir, insanlardan gelen bir fitne olur. Ben kaldırırım diyor Allah, çünkü meydana getiren de Allah. “O’ndan başka bunu senden kaldıracak yoktur. Ve eğer sana bir hayır isterse, O’nun bol fazlını geri çevirecek de yoktur. Kullarından dilediğine bundan isabet ettirir. O, bağışlayandır, esirgeyendir. ” Mesela Cenab-ı Allah onun zengin olmasını dilerse, mutlaka o zengin oluyor. Bir işte başarılı olmasını dilerse başarılı oluyor. Ama bazen ne kadar isterse istesin, Allah ona onu nasip etmez, onda bir hayır vardır. Mesela doktor olmak ister, mühendis olur veyahut hiç okuyamaz, ama onun için hayır olur. Nasıl hayır olur? Onu Ahirette de, dünyada da görür. Ama asıl onun yeri, yani neden olduğunu Allah ona Ahirette anlatacak İnşaAllah. “Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır. ” Müslümanların yapacağı sürekli Allah’a sığınmaktır. O zaman ruhen ve bedenen sağlıklı, zinde olur. Ama her şeyi kendi yapmaya kalkarsa onun stresini vücudu kaldırmaz. İnsan vücudu çok zayıf yaratılmıştır, çok güçsüzdür. Yani böyle, ben yaptım, ben edeceğim, şu bu falan derken bir de bakarsın kanser olur, kalp hastası olur. Mesela stres kolesterolü acayip yükseltir. Yani strese bağlı kolesterol patlaması olur. Yani bundan kalp enfarktüsü geçiren çok insan vardır. Yani streste aniden vücutta muazzam kolesterol yükseliyor birden. Ve o da damarı tıkıyor. Mesela tevekküllü adam da böyle bir şey olmuyor. Allah’a teslim oluyor, hiçbir şey olmuyor. Mesela omurga fıtıkları, boyun fıtıklarında da yine kökeninde stres vardır. Yani muazzam kendini kasma ve çok yaygın. Gençlerde de görüyorum ben, daha 20 yaşında, 25 yaşında kız olsun, delikanlı olsun herkes de var, yani çoğunda var insanların. Tabii mide hastalığı, mesela gencecik kız ben görüyorum onları, midem rahatsız diyor. Sürekli mesela, migren, tek sebebi tevekkülsüzlüktür. Allah’a tam tevekkül eden adam, zımba gibidir yani bayağı sağlıklı olur. Ve çok da uzun ömürlü de oluyorlar, mesela bak Hz. Musa (as) 120 yaşında vefat etti. Hep Peygamberler 130, 160, 220 sene 230 sene. Çok uzun yaşıyorlar.
SUNUCU: Niye Peygamberler sadece o kadar uzun yaşıyor ki?
ADNAN OKTAR: O zaman ki ashabı da öyle, onlar öyle. Tevekkül çok önemlidir yani sinir ve stres insanı ezer. Ama bir de şöyle; tabii bunun asıl sebebi bu değil. O zamanlar nüfus azdı, onun için Allah insanın ömrünü uzun tutuyordu. Ama nüfus çoğalınca Allah insanın ömrünü gittikçe kısalttı. Daha kısaldı. Fakat ahir zamanda Mehdi (as) devrinde yeniden ömürler uzayacak. Yani son dönemde zaten bunu da gördük, eskiye oranla mesela 1800’lü yıllara göre şu an ömürler de muazzam uzama oldu. Çok çok uzadı, hatta her yıl daha da artıyor ömür de uzama. Gittikçe artıyor evet. “Andolsun, Biz insana tarafımızdan bir rahmet tattırıp sonra bunu kendisinden çekip-alırsak, kuşkusuz o, (artık) umudunu kesmiş bir nankördür. ” Önce mesela zengin oluyor para kazanıyor, Allah onu iflas ettiriyor. Umudunu tamamen kesiyor. Allah’a da isyan ediyor hâşâ nankör hale geliyor, sonra da intihar etmeye kalkıyorlar. Kafasını duvarlara vuruyor, sanki daha önce ona onu veren Allah değilmiş gibi. Geri veren de Allah’tır, geri alan da Allah’tır. Her ikisini de yapan Allah’tır İnşaAllah. Şimdi sen ne yap biliyor musun bana Kuran’dan sen bir sayfa aç ver bana.
SUNUCU: Her hangi bir sayfa mı açayım?
ADNAN OKTAR: Evet her hangi bir sayfa aç. Tamam. Hud Suresi’ni açmışsın. 72. sure. "Vay bana" dedi (kadın). "Ben kocamış bir kadın iken ve şu kocam da bir ihtiyar iken doğuracak mıyım? Gerçekten bu, şaşırtıcı bir şey!. . " diyor bak kadın diyor ki ben kocamışken, yaşlanmış kadın artık, kocam da ihtiyar iken doğuracak mıyım? Normal de yaşlılıkta insanın cinsel gücü kalmaz, yani kadın olsun, erkek olsun, çoğunda öyledir yani klasik.
OKTAR BABUNA: Zaten yumurtlama da sona eriyor zaten.
ADNAN OKTAR: Yumurtlama, yani doğuma elverişli olmuyor, doğuramıyorlar. “Dediler ki: "Allah'ın emrine mi şaşıyorsun? Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir, ey ev halkı şüphesiz O, övülmeye layık olandır, Mecid'tir. " Bu da aynı zaman da Abdülmecit devrine bakan bir ayettir. İnşaAllah. “İbrahim'den korku gittiği ve ona müjde geldiği zaman,” diyor devam ediyor işte kavim konusunu tartışmaya. Fakat burada dikkat çeken şu; yine imanlı olursa bir insan, Cenab-ı Allah mucize tarzında geliştirir. Mesela Oktar normal de % 100 ölmesi gereken bir hastaydı. Yani % 100, o bunu gelişen kanser türü en azgın ve dünyada kurtulan hiç hasta olmayan bir hastalık.
SUNUCU: Ne kanseriydi?
ADNAN OKTAR: Kan kanseriydi ama en azgın türü. Yani hiç tedavisi yok dünya da.
OKTAR BABUNA: Richter sendromu.
ADNAN OKTAR: Richter sendromu, bir de en azılı. Kurtulan da en fazla birkaç yıl yaşıyordu, yani geçici kurtuluyordu birkaç yıl içinde. Bak Oktar, tam anlamıyla kurtuldu yani elhamdülillah. Yani eskisinden daha sağlıklı oldu.
SUNUCU: Nasıl kurtuldu?
OKTAR BABUNA: Sizin vesilenizle Hocam İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Eğer imanı olmasa, eğer tevekküllü olmasa yıkılır giderdi.
SUNUCU: Ama imanlı olan herkes de kurtulmuyor ki.
ADNAN OKTAR: İmanlı olan insan da bazen Cenab-ı Allah tabii ki canını alır, ama iman genellikle hep kurtuluş nedenidir. Mesela az sayıda insanla başarılı olursun. Mesela farz edelim ahir zaman da şimdi Mehdi (a. s) çıkacak. Bunların özelliği ne, imanlı olmaları, az sayıdalar İslam’ı dünyaya hâkim ediyorlar, hâkim oluyor. Başarı işte bu elle tutulur bir şey. Bütün insanların gözüyle göreceği bir şey bu, bu nettir. Mesela Resulullah (sav), imanlıydı, çok imanlı bir insan dört tarafından düşman tarafından sarıldığı halde ve amaç savaşta sadece onu şehit etmek bakın, savaşın amacı bu. Ve it sürüsü gibi küfür etrafını sardı müşrikler, onların arasında kaldı ve çok uzun süre kaldı. Yani savaş anında. Adamlar da mızrak var, ok var, kılıç var, yani her türlü insan öldürmeye yarayan her türlü alet var. Buna rağmen ona orada hiçbir şey yapamadılar, üstünde zırh olmadığı halde. Bunu nasıl açıklayabiliriz? Ve buna tarih şahit yani müşriklerin kendi de şahit. Bu nedir? Bu iman gücüdür. Ama mesela Hz. Yahya (a. s)’ı da şehit ettiler. İmanlıydı ama şehit oldu, ağaç kovuğuna saklandı. Ağaç kovuğunu biçtiler, o da kendi içerisindeyken Allah’a zikrede zikrede şehit edildi. Ama onun kaderi öyleydi. Hz. Yahya (a. s)’ın kolu biliyorsunuz kutsal emanetlerdedir. Topkapı’da.
SUNUCU: Kolu mu?
ADNAN OKTAR: Evet kolu. Böyle bir altın muhafazanın içerisinde, böyle tabii zamanın etkisiyle tabii ki bir çürüme göstermiş ama, kemikleri falan olduğu gibi duruyor. Hz. Yahya (a. s)’nın koludur o. Ama onun kaderinde zaten şehitlik var. Şehitlik de bir kazançtır. Yani kayıp değildir, çünkü şehitlik Ahirette müthiş bir nimet, yani şereftir. Cennette büyük bir şeref, onun için bir mutluluk vesilesi bu. Ama bak senin için en belirgin şey bunu söylüyorum. Yani imanlı olan insan, mesela farz edelim grip olsa, gribi çok daha rahat atlatır imanlı bir insan. Yani daha vücudu dirençlidir, daha sağlıklıdır. Bu dünya da bilinen bir şeydir, bütün dünya da. Hatta imam kuvveti derler, imam kuvveti yani. Hatta bana kendeğil mi şimdi örnek vermek istemezdim ama vereyim madem öyle diyorsunuz. Emniyette bizim çocukların hepsine Adil Serdar Saçan tarafından gözaltına alınmıştık. Hepsi onlara orada askeri nizamla spor yaptırıyorlardı, gözaltındayken böyle ördek yürüyüşü mü diyorlar, bir şey diyorlar, timsah yürüyüşü.
OKTAR BABUNA: El arabası, ördek yürüyüşü.
ADNAN OKTAR: Böyle çok ağır sporlar yaptırıyorlardı. Ben de orada duruyordum. Hocam dediler senin de yapman lazım dediler spor. Ben onları yapmayayım da dedim ben size şınav çekeyim dedim. O zamanlar kiloluydum ben yani bayağı kiloluydum. Hiç böyle sektirmeden 50 kere şınav çektim, ama tam anlamıyla böyle yani. Bir hakkın 50 kere saydırdım, sayın dedim. Polisler, maşaAllah imam kuvveti dediler.
OKTAR BABUNA: Onu yaparken de, günlerce uyumadan yaptığınız bir şeydi o.
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii 7 gün uykusuz bırakmışlardı, yani böyle. Ellerim arkadan kelepçeli. Bak 50 şınav yani olacak gibi değil, bayağı kiloluydum ben o zaman, ben daha kiloluydum.
SUNUCU: Ama, öyle diyorsunuz da niye o zaman İslam ülkelerin çoğu fakir? Neden kötü yaşamdalar mesela?
ADNAN OKTAR: Kuran’a uymuyorlar. Bak işte Allah söyletiyor işte bu. Mısır, Suriye, Irak, Lübnan, Fas, Tunus, Cezayir, Libya hepsi sosyalist yönetimler vardı. Hep Darwinist, materyalist yönetimler vardı. Daha biz yeni yıktık Darwinizmi. Ondan sonra bir İslam âleminin bir ciğeri açıldı, bir oh dediler yani. Daha yeni, Hıristiyan âleminin de boynundaki bağı çözdük. Onları da boğuyorlardı. Biz onları deccalın ağzından aldık. Katolikleri, Ortodoksları mahvetmişlerdi Rusya’da, insanlıktan çıkartmışlardı adamları. Her yerde alay edilip, her yerde eziliyorlardı. Yani çünkü anlattıklarında diyorlar ki, dünyanın ömrü 6000 yıl diyorlar. Yani bütün kâinat. Hâlbuki kayalara baktığımızda milyarlarca yıllık olduğu anlaşılıyor dünyanın. Fosillere de baktığımızda milyonlarca yıllık fosiller olduğu anlaşılıyor. Nerenin 6000 senesi? Onu demelerinden dolayı da rahatça her yerde alay edilip eziliyorlardı. Ama biz ortaya çıktıktan sonra, böyle malta eriği yutmuş kurbağa gibi oldular. Gözleri dört açıldı ve apıştı kaldılar. Dedik gelin bakalım beşer beşer neredesiniz siz? Bütün millet araziye geçti. Gelin bir de bizimle alay edin bakalım nasıl oluyormuş yani?
OKTAR BABUNA: Kaçacak yer arıyorlar Hocam. Siz bir de para teklif ediyorsunuz. Bir fosil getir, 10 trilyon vereceğim dediniz böyle, bütün dünyada haber oldu bu. Bir kişi yok.
ADNAN OKTAR: Tabii, bak kardeşim açık diyoruz yani. Bir tane, tek, hatta şu kadarcık dedim. Razıyım.
SUNUCU: Neye güvenerek söylüyorlar o zaman? Boştan atıyorlar.
ADNAN OKTAR: Meydanı boş bulmuşlar zamanında, adam at oynatıyorlar. Biz dedik, hayyt dedik ortaya çıktık, ne oluyor burada dedik. Bütün millet böyle kovboy kasabası gibi araziye çekildiler.
OKTAR BABUNA: Hatta Hocam bu Richard Dawkins sizin 10 trilyonunuzu yanlış anlamış. 10 trilyon pound olarak anlamış. Bu para diyor, İngiltere diyor, bütçesinin bilmem kaç katı diyor, Türkiye bütçesinin 100-200 katı diyor.
ADNAN OKTAR: O elma yanağı da buraya davet ettik. Madem öyle delikanlısın, fikrine güveniyorsun, bak ben seni birinci sınıf, 5 yıldızlı otelde ağırlayacağım dedim. Saygıda, hürmette kusurumuz olmayacak. Günlerce ağırlayalım. Sen bize sadece bir yarım saatçiğini vereceksin dedik yani geleceksin bir röportaj yapacağız kısa. Bir tartışacağız seninle dedik. Fellik, fellik kaçıyor. Hani senin kabadayılığın? Herkesle gidip tartışıyorsun. Ortodokslarla, Katoliklerle, rahiplerle tartışıyor. Çocuklarla gidip tartışıyor, garibanlarla, idi. Bakın en sonunda adamın gele gele geldiği nokta ne biliyor musunuz? Benden sonra yalnız, ağzı, çenesi çıkmıştı, çenesini düzelttim. Proteinleri, önce herkese yediriyordu bu, diyordu ki, tesadüfen olur proteinler diyordu. Sonra geçen günler çıktı, proteinler tesadüfen olur mu dediler. Olmaz dedi. Peki, nasıl açıklayabiliriz dediler. Uzaylılar yapmıştır dedi. Be hey kerata, belli ki köşeye kaçacaksın yani, ne oturup böyle hava atarsın, değil mi? Yakalanacağını biliyorsun, bir de biz halk diliyle anlattık. Şimdi Darwinistlerin en büyük oyunlarından bir tanesi halkı böyle Afrika büyücüleri gibi Latince, İngilizce kelimelerle hipnotize ediyorlardı. İşte osgokigis bilmem ne, işte x eşittir 70, 70 bilmem ne falan, m c kare, falan demek ki Darwinizm doğru. . .
SUNUCU: Kimse de anlamıyor bir şey.
ADNAN OKTAR. Tabii milleti hipnotize ediyorlardı. Her yer fosil kaynıyor kardeşim diyor, hep ara fosiller dolu. Canım, ciğerim dedik, kaynıyor, tamam güzel, bir tane bize getirsene dedik ya bir tane, tek bir tane rica ediyorum, başka bir şey istemiyorum dedim. Yok dediler. Nerede dedik? Şeyde dediler, müzede var dediler. Beraber gidelim müzeye dedik. Müze de, depo da diyor. Depoyu kaçırdılar diyor. Yani bırakın, yok. Alenen bütün milleti kandırmışlar. Şimdi bak anormal bir sessizlik var. Çıt yok, dikkat ederseniz, bakın. Hürriyet, Milliyet, Vatan falan sükût. Değil mi böyle yıkılmış şey gibi oldu, ortalık süt liman oldu.
OKTAR BABUNA: Son bir iki denemeleri daha oldu. Onu da siz çakınca hemen özür dilediler, İda ile Ardi fosilleri.
ADNAN OKTAR: Ya kardeşim dedim bak yalan söylemeyin, anında ağzınıza geri teperim dedim. Bunlar denemeye kalktılar, şak anında cevaplarını verdik. Rezil rüsvay oldular. Hatta Arapların kanalı vardı, neydi o?
OKTAR BABUNA: El Cezire.
ADNAN OKTAR: El Cezire’ye Oktar çıktı. Git şunların cevabını ver dedim. Ondan sonra bittiler.
OKTAR BABUNA: Sizin vesilenizle Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii. Şimdi bekliyoruz yeni bir yalan. Eğer yeni bir yalan krizleri olursa yine anında katlayıp yutturacağız inşaAllah, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Biz sade anlatıyoruz. Kardeşim diyoruz, bir protein tesadüfen meydana gelebilir mi? bizim cahil, Türkiye’de böyle cahil cühela takımı var. Onlar uçuyor zaten. Protein niye meydana gelmesin ya diyor. Sen diyor böyle çamurlu bir ortam hazırla diyor, derhal olur. Hatta orada böcekler bile oluyor diyor, durduk yere diyor. Bakteriler oluşuyor diyor, çamurlu suda, niye olmasın diyor. Yani o bakterinin başka bakteriden ürediğinden haberi yok, oradaki böceğin de yumurtadan türediğinden haberi yok. Uçuyorlar böyle. Var ya eski dönemde de öyle kirli, paçavralar falan olursa orada bilmem ne ürer falan, artistlik yapıyorlardı.
OKTAR BABUNA: Pasteur söylüyor onun olamayacağını, neden olamayacağını anlatıyor. Onlar diyor larvaları, böceklerin yumurtaları diyor. Oradan oluyor diyor, sizin dediğiniz gibi.
ADNAN OKTAR: Tabii, kavanoza samanı koyun diyor, suyu diyor, bir süre sonra orada canlılar oluşur diyor. Yani onun evrimle oluştuğunu düşünüyor. Ette de kurtlanma olur diyor. O dışarıda yani, artık bakın, safatorikliğin şiddetine bak yani. Geçenlerde o dedeler toplantısında neydi o, embriyonal safhayı anlattılar.
OKTAR BABUNA: Evet, Haeckel’in embriyolarını güya, aradaki benzerlikten dolayı evrimin kanıtı olarak diyor mesela balık, tavşan, başka embriyolar göstermiş. Resmi de var, isterseniz.
ADNAN OKTAR: Göster.
OKTAR BABUNA: Tamam inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Bizde yalanın geçmeyeceğini bir gösterelim. Ne Cübbeli’ye müsaade var, ne bunlara.
OKTAR BABUNA: Şimdi Ernst Haeckel diye birisi var. Charles Darwin’in de yakın arkadaşı. 19. yüzyılda çıkıyor. Bu yalanı uyduruyor. Sahte çizimler yapıyor. Diyor ki balık, işte semender, bu amfibiyenlerin bir türü, kurbağa gibi, kaplumbağa, tavuk, tavşan, insan diyor, embriyoları birbirine benziyor, dolayısıyla birbirlerinden türemişler diye. Hâlbuki bakın gerçekleri burada. İnsanın embriyosu tavşana hiç benzemiyor. Tavşanın ki tavuğa hiç benzemiyor. Bunların üçü diğerlerine hiç benzemiyor, gördüğünüz gibi. Hileli çizim yapıyor, sahtekârlık yapıyor. 1950’li yıllarda ders kitaplarından çıkarttırılıyor Hocam bu. Bizim yerli evrimcilerin hala haberi bile yok bundan.
ADNAN OKTAR: Geçenlerde dedeler toplantı yapmıştı. Kırık, dökük tahtalardan oluşmuş böyle eski, antika dedeleri toplamışlar. Bu üstteki çizimi anlatıyor. Evrime delildir diyor. Yani adam özür diledi, kendisi değil mi, bizzat söyledi sahtekârlık yaptığını? Ne dedi?
OKTAR BABUNA: Ernst Haeckel’a soruyorlar. Ernst Haeckel da diyor ki pişkin pişkin; evet diyor, ben sahtekârlık yaptım, ama diyor herkes zaten yapıyor diyor.
ADNAN OKTAR: Yani hırsızlık yapana niye hırsızlık yaptın diye sorsan, herkes hırsızlık yapıyor diye bir laf yani. Değil mi, kim yapıyorsa o sorumludur.
SUNUCU: Bir de çok saçma. Hepsi birbirinden farklı canlılar. Nasıl benzeyebilir ki yani?
OKTAR BABUNA: Sahtekârlık yapıyorlar, yani benzemiyor tabii ki.
ADNAN OKTAR: Bundan sonra atış yasak. Tabii, atış yasak. Evet, bir de halkın rahatça anlayacağı gibi anlattığımız için, ciğerlerine oturdu. Biz mesela onların o stilinde gitmedik. Böyle Latinceler, Fransızcalar, karmakarışık böyle. Direkt Osmanlı Türkçesi ile anlattık. Kardeşim dedik, protein tesadüfen meydana gelir mi? Protein için ne gerekiyor. Hücre gerekiyor, ne gerekiyor, kromozom gerekiyor. Başka ne gerekiyor?
ADNAN OKTAR: Hücre zarı gerekiyor. Ondan sonra protein olabiliyor. Bu ne demektir biliyor musun, proteinin olması ihtimali 0+0+0+0, hiç olamaz demektir. Burada zaten konu bitmiş oluyor. Bunu artık anlatmaya gerek yok ki. Konu burada tıkanmış oluyor. Adam ne diyor? Uzaylılar yaptı diyor. Daha ne desin. Bitmiş, Darwinizm diye bir şey yok. Fosil falan anlatmaya bile gerek yok adamlara yani.
OKTAR BABUNA: Yalnız Hocam maşaAllah bunu dünyada ilk söyleyen Hocamız. Gerçekten ben dünyanın en ünlü üniversitelerinde okudum. Türkiye’de de eğitim gördüm. Her yerde evrim anlatılıyordu. Her yerde ama. İlk defa Hocamız bunu 30 sene önce başladığı faaliyetleri ile söyleyince dünyada yıkıldığı şu anda, bitti.
ADNAN OKTAR: Evet. AHz.ap Suresi, 56; Aynı zamanda 1956’ya bakan bir ayet. 1956’da ne oldu? Risale-i Nur Külliyatı serbest bırakıldı ve münafikane sistemin çöküşünün başlangıcı diyor artık. Yani bu tarihten itibaren İslam hâkim olacak diyor Said Nursi. Gittikçe gelişecek diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım, 56. ayet, AHz.ap Suresi; “Şüphesiz, Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey iman edenler, siz de O'na salât edin ve tam bir teslimiyetle O'na selam verin. ” Ne demek biliyor musun? Peygamber (s. a. v. )’e canı gönülden sevgi duyun, bağlanın, teslim olun, itaat edin. Coşkuyla ve muhabbetle onun dediklerini yerine getirin. Onun hakkında hayır konuşun, hayır söyleyin ve hayırlı şekilde destek olun. Bu aynı zamanda ahir zamana bakıyor. Bu ne demektir, Mehdi (a. s. )’ye de çıktığında destek olun, sevgi gösterin, yardımcı olun, kalben, manen, her yönden destekleyin anlamı çıkar. Çünkü “Ey iman edenler,”diyor, “siz de O'na salât edin ve tam bir teslimiyetle O'na selam verin. ” Güven ve selam demek zaten benden sana zarar gelmez, senden bana zarar gelmez anlamındadır. İyilik temennisidir. Ebcedi kaç? 1986. demek ki 86’da bir şey var. Yardım edilmesi gereken bir durum var, inşaAllah. Bak diyor ki; “Ey iman edenler, siz de O'na salât edin ve tam bir teslimiyetle O'na selam verin. Allah ve melekleri Peygambere salât ederler,” destekçiler, inşaAllah. “Mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara irtikab etmedikleri (bir suç) sebebiyle eziyet edenler” siz ne yaptınız, kardeşlerine ne yaptılar? Emniyet’e götürdüler değil mi? Bunlar kimdi? Mümin erkekler ve Mümin kadınlardı. “irtikab etmedikleri” işlemedikleri, “(bir suç) nedeniyle” hayali suç nedeniyle, “işkence edenler” diyor Allah, “eziyet edenler ise gerçekten bir iftira ve açık bir günah yüklenmişlerdir” diyor. Bakın buna da ayette işaret var. Yani her devre, her şeye, her olaya işaret vardır. Biz Mehdi (a. s. ) öncüsü olarak biz de bu oluyor. Mehdi (a. s. )’nin talebelerine de bu yapılacaktır. Eziyet edilecektir. Mümin kadınlardan ve Mümin erkeklerden oluşan bir topluluk olacaktır. Deccal kafalı olanlar onlara zulmedecektir, acı vereceklerdir. Evet, “Ey iman edenler, Allah'tan sakının ve sözü doğru söyleyin. ” Yalan söylemek haram. Bakın ne diyor Cenab-ı Allah; 70. ayet, AHz.ap Suresi; “Ey iman edenler, Allah'tan sakının ve sözü doğru söyleyin. ” Yani insanların arasında yalan söylemek peynir, ekmek gibi. Çok normal, sıradan bir konu gibi oluyor. Haramdır. Sebe Suresi, Sebe 34. İstanbul’u da işaret eden bir sure. Daha önce söylemiştim. “Kendileriyle, içlerinde bereketler kıldığımız memleketler arasında (biri diğerinden) görünebilen şehirler var ettik” buradan baktın mı, biz ne oluyor? Başka semtleri görüyoruz, değil mi, birçok şehirden oluşuyor İstanbul. Küçük, küçük şehirlerden. Mesela değil mi, Kadıköy efendim, Bakırköy, efendim Ortaköy, birçok küçük şehirden oluşuyor. İstanbul’a işaret var bu ayette. “. . . görünebilen şehirler var ettik ve orada yürüme (imkânlarını) takdir ettik: ” her yer yollarla dolu. “"Oralarda geceleri ve gündüzleri güvenlik içinde gezip dolaşın" (dedik). ” Daha bu sağlanamadı İstanbul’da. Yani güvenlik içinde geceleri ve gündüzleri dolaşmak mümkün değil. Ama 2023’te mümkün olacak. Çünkü ayetin ebcedi 2023’ü veriyor.
SUNUCU: Bu ayetlerin yanında yazan numaralar, o yılla ilgili bir şey mi anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Yani işaridir, tabii biraz yani, o gözle bakıldığında harikadır. Yani şaşırtıcıdır. Mesela 34, İstanbul’un kodunu verir. Ama burada mesela bu ayetin, bak; “orada yürüme (imkânlarını) takdir ettik: "Oralarda geceleri ve gündüzleri güvenlik içinde gezip dolaşın" (dedik). ” Ayetin bu bölümü 2023’ü veriyor. Yani harf toplamı. Bu Arapça harfler var ya. Her harfin bir rakam karşılığı var. Ona ebced deniyor. Bunlar toplandığında bir tarih çıkıyor, tek bir tarih çıkıyor.
SUNUCU: Neden 34’te İstanbul'u anımsıyorsunuz da 1934’ü anımsamıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: O gözle de bakılabilir. 1934, o gözle de bakılabilir. Ama konuyla mutabakat olması gerekir. Bu tabii bir kesin hüküm olmaz. Ama bir işarettir. Bu ebcedler de kesin hüküm değildir. Fakat bir işarettir, anlayan anlar buradan evet.
OKTAR BABUNA: Ama dediğiniz gibi Hocam matematiksel olarak imkânsız yani, hem anlamla mutabık olacak, hem de sayı toplamının böyle bir sayı çıkması, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak mesela diyor ki, Fatır Suresi, 5; “Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır;” Allah ne vadediyor? Mehdi (a. s. ) çıkacak diyor, Hz. İsa (a. s. ) inecek, İslam dünyaya hâkim olacak. “Öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın” yani dünyaya kapılıp, dünya ile uğraşmayın, kendinizi Allah’a teslim edin, güzel yolda hareket edin, dünyanın nimetlerinden istifade edin, fakat haktan ayrılmayın, değil mi? “. . . Ve aldatıcı(lar)” deccaller, süfyanlar “. . . da, sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak) aldatmasın. ” Yahut yobazlar değil mi, mesela İstanbul’da çıkacak o yobaz. Mehdi (a. s. )’ye karşı mücadele edecek olan o yobaz. Şimdi bakın¸ “Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır;” Aldatıcılar sizi Allah’ın adını kullanarak aldatmasın, şimdi ayetin ebcedine bakıyoruz, iki parçalı olarak biri 1997’yi veriyor, biri 2015 tarihini veriyor. Demek ki bir mükemmellik olacak, bak ne diyor? “Ey insanlar, şüphesiz Allah'ın va'di haktır;”demek ki Allah’ın vaadi yerine gelecek, inşaAllah. “Ey insanlar siz Allah’a karşı fakir olan muhtaçlarsınız, Allah ise Gani (hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır), Hamid’dir (övülmeye layıktır)”. Onbeşinci ayet. Biz niye fakiriz. Niye fakiriz Oktar?
OKTAR BABUNA: Kuran’ın gerçek anlamda uygulanmadığı, uzaklaşıldığı için,
ADNAN OKTAR: Hayır, bak “siz fakirsiniz” diyor Allah sizin malınız yok diyor. Sizin hiçbirinizin malı yok diyor Allah.
OKTAR BABUNA: Yanlış anladım.
ADNAN OKTAR: Zengin olan benim diyor Allah, sizin hiçbirinizin malı yok. Beynimizin içine bir bakıyoruz. Gözümüzle bastırdığımızda malımız bir böyle gelip gidiyor. Bir de bakıyoruz ki beynimizin içinde bir görüntüden başka bir mal yok. Paralara bakıyoruz, masamızın üstüne koyuyoruz, gözümüze kenardan bastırdığımızda paralar böyle böyle gidip geliyorlar. Beynimizin içinde bir görüntü, paralar. Altınlar da görüntü. Evler, arabalar da, bir görüntü Allah sizin diyor, malınız yok diyor, fakirsiniz diyor Allah. Nasıl fakir biliyor musunuz ? mutlak fakir. Hiçbir şeyiniz yok diyor Allah. muhtaçsınız diyor Allah ayrıca. ”Allah ise Gani hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır” diyor Allah. O görüntüyü ben veriyorum size diyor Allah.
SUNUCU: Şimdi bu görüntüyse ben buna nasıl dokunuyorum?
ADNAN OKTAR: Beyninin içinde şu an onu algıladın. Beyninin içinde hissediyorsun. Parmak ucunda hissetmiyorsun. Yani parmak, görüntüden dolayı, yani 3 boyutlu olduğu için parmak görüntü ikisiyle birleştiğinde beyninde hepsi aynı yerde algılandığı için 3 boyutlu algıdan kaynaklanan bir hisle sanki parmağının ucuyla dokunduğunu zannediyorsun. Parmağının ucundaki his yoktur. O anlamda his yoktur. Sadece his beyindedir. Mesela benim görüntümü görüyorsun. Uzakta gibi görünüyorum aynı yerdeyiz. Senin yaka mikrofonunla benim yaka mikrofonum aynı yerde. Beyninin içinde aynı yerde oluşuyoruz.
SUNUCU: Neden o zaman mesela ikimizde sizi aynı yerde görüyoruz. Nasıl aynı görüyoruz o zaman?
ADNAN OKTAR: Evet. Ama dışarıda bir madde gerçekliğimiz var, yani fakat saydamız dışarıda. Saydam atomun yapısından kaynaklanıyor bu. Fakat simsiyah karanlık vardır dışarıda karanlık yoktur. Fotonlar var. Fotonları biz ışık olarak algılıyoruz. Ses dalgaları var dışarıda, dalgalar var. Dalgalar beynimiz radyo gibidir. Beynimize gelir beynimizde ki radyo da o sese dönüşür. Beynimizin içindeki kulak duyuyor. Bu kulakların hepsi sağardır iki kulak da bunlar cihaz. Yani titremişimi elektriğe dönüştüren cihazdır kulaklar. Yani dışarıdan gelen ses dalgalarını elektrik akımına dönüştüren cihazlardır. Kulakta hiçbir şekilde insan duyamaz. Burun da öyledir, insanlar burunla koklayamaz. Burun dışarıdan gelen gazları kimyasal maddeleri, elektrik enerjisine dönüştürür ve beyine iletir beyinde biz koklarız. Yani beynimizin içindeki gülü koklarız biz. Gülün görüntüsü de yani dışarıdaki gül görüntüsü siyahtır, karanlıktır ve saydamdır, ışık olsa bile saydamdır. Dolayısıyla o kırmızı rengi, yeşil rengi tamamen beyinde oluşuyor, bir algıdır. Bunu savunmayan hiçbir bilim adamı yok. Dinsizi, imansızı, budisti, Müslümanı, Hıristiyanı hepsi bu konuda ittifak halindedir. Yani bilimsel bir gerçek. Fatır Suresi yine 24. “Şüphesiz Biz seni, hak ile bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik. ” 1983. Açıp baksınlar. Harf harf sayın.
SUNUCU: 24 ne oluyor?
ADNAN OKTAR: Ayet numarası.
SUNUCU: Onun bir anlamı yok mu yani.
ADNAN OKTAR: Yok orada ben onu, çok nadirdir o yani 34 bir yerde geçiyor zaten. Bir yerde. Fakat bunlar daha güçlü delillerdir. Yani, o, ona göre daha zayıf bir delildir. Ama mutabakatta olduğu için şaşırtıcı. Çünkü bir yerde geçiyor bu konu fakat tam İstanbul’un koduna uygun. Yani tek bir ayet var bu konuyu açıklayan o da İstanbul’un koduna uygun olduğu için şaşırtıcı.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz bir yerde de güzel bir şehir geçiyordu onun da 1453’ dü. Ebcedi inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Şüphesiz Biz seni, hak ile bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik. ”1983. “Hiçbir ümmet yoktur ki içinde bir uyarıcı gelip geçmiş olmasın. ”Yani, mutlaka Mehdiler gelmiştir diyor Allah. O da 2026’yı veriyor. Yani. Neden bu ayetlerin tamamı bu devri veriyor. Normalde 3418, 4775,7918 gibi rakamlar çıkıyor? Çok büyük.
OKTAR BABUNA: Evet 826 her şey olabilir.
ADNAN OKTAR: 826, yani burada bir harikalık var.
33. “Adnen Cennetleri (onlarındır); oraya girerler, orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler. Ve orada onların elbiseleri ipek(ten)dir. ”Yine evrimci Hocalara cevap bu. Miskeveyhci kafalara çünkü buradaki bilezikler, inciler ve ipek elbiseler evrimle olmuyor. Orada terzi de yok Ahiret’te. Doğrudan Allah’ın yaratması. Tabii fabrika da yok. “Derler ki bizden hüznü giderip yok eden Allah’a hamdolsun.” Hüzün insanların başının belasıdır dünyada. Derttir, her şeye hüzünlenirler. Güneş batıyor, ona da hüzünleniyor. Çocuk doğuyor, ona hüzünleniyor. Ölür, ona hüzünlenir. Yaşlanır hüzünlenir. Okul şampiyonu oluyor, okulun şampiyonu ona da hüzünleniyor, ağlıyor. Okuldan mezun olurlar, hepsi ağlarlar. Mezuniyet ağlaması, işte aynı çatı altında yaşadık, aynı yollardan geçtik sanki aksini savunan varmış gibi değil mi? Değil mi aynı suyu içtik böyle nutuk atarlar uzun uzun. Arkasından ağlamalar, bayılmalar. Her okulda vardır, değil mi? Bilirsiniz. Çık bir nutuk at derler böyle okulun en zeki kızlarına. Onlar da artık iki gün, üç gün öncesinden edebiyat tarzında hazırlanırlar. Ne desek, ne desek. İşte aynı koridorlarda yürüdük. Aynı sınıfta oturduk. Sanki aksini söyleyen varmış gibi, aynı havayı soluduk. Aynı öğretmenlerden ders aldık. İşte bugün ayrılma günü geldi. Ne olması gerekiyordu yani? Ondan sonra da artık sakinleştirebilenlere helal olsun. Katıla katıla ağlamalar. Bak Cenab-ı Allah diyor ki, 82. Ayet Yasin Suresi. “Bir şeyi dilediği zaman O’nun emri yalnızca Ol demesidir, o da hemen oluverir” diyor evrim geçirmeden. Evet.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Fosiller de tam bu şekilde. Hepsi birdenbire kusursuz ve eksiksiz olarak ortaya çıkıyorlar tarihte. Milyonlarca tür.
ADNAN OKTAR: Mesela hani diyorsun, işaret neler var diyorsun. Mesela bak şu bir işarettir. Fussilet Suresi, 11. ayet. Sana duman halinde olan, bak “Sonra duman halinde olan göğe yöneldi. ” Şimdi benim bildiğim bir tek bu ayet var Kuran’da bu konuda. Yani ilk önce kâinatın her tarafı duman kaplıydı diyor Allah, bilimsel bir gerçektir bu, ayrıca bak. Kuran’ın bir mucizesidir. Kâinat ilk yaratılışında bütün atmosfer yani atmosfer oluşmamıştı. Yeryüzünün üstündeydi gazlar. Her yer duman kaplıydı. Bak ayet diyor ki; “Sonra duman halinde olan göğe yöneldi. “ İlk önce atmosferin duman kaplı olduğunu söylüyor Kuran. Bunu bilimden 1400 sene önce söylüyor. Bilimadamları bunu bulmadan. Bak mesela çok acayip. Ama şimdi ikinci anlamına bakıyoruz. “Sonra duman halinde olan gök”. Duman ve 11. Ne aklına getiriyor senin? İlk aklına gelen. 11 tarihi ve bir duman toz duman.
ADNAN OKTAR: 11 Eylül’de bütün her yeri duman kapladı değil mi? O binalar yıkıldığında yangından. Doğru mu?
SUNUCU: Evet 11 Eylül doğru. Çok büyük bir olaydır Ahir Zaman’da. Ama bu bir tek sizin aklınıza geliyor ben okusam benim aklıma gelmez yani.
ADNAN OKTAR: Zaten normal inşaAllah. Çünkü daha araştırmalara yeni başladığın için senin aklına gelmemiş olabilir ama bundan sonra gelir inşaAllah. Mesela, yine Fussilet Suresi’nin 4. ayeti çok manidardır. Bakabilirler ebcedine. Bir müjdeden bahsediliyor ve bir uyarıcıdan bahsediyor ayette ve 2057 tarihini veriyor. Bakabilirler kardeşlerimiz inşaAllah. ‘’Şu halde sen’’ Şura Suresi, şeytandan Allah’a sığınırım. ‘’Şu halde, sen bundan dolayı davet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru bir istikamet tuttur. ‘’ Doğru yolda hiç şaşmadan devam et. ‘’Onların hevalarına uyma’’ yani istek ve tutkularına, yapmacık düşüncelerine uyma, Kuran’a uymayan düşüncelerine uyma. ‘’Ve deki; Allah’ın indirdiği her kitaba inandım. ’’ Tevrat’a da, İncil’e de, Kuran’a da hepsine inandım. ‘’ Aranızda adaletli davranılmakla emrolundum. ‘’ Adalet; Hz. Mehdi’nin bir özelliği… Ve yine Hz. Mehdi’nin bir özelliğidir, her kitaba inanır Mehdi. Tevrat’a da, İncil’e de ama Tevrat’ın gerçeğine, İncil’in gerçeğine değil mi? Ve Kuran’a tabiidir Hz. Mehdi. Geldiği vakit ne yapacak? Tevrat’ın aslı ile Musevilere, İncil’in aslı ile Hıristiyanlara hitap edecek. Ayet buna işaret ediyor aynı zamanda. Bak; ‘’aranızda adaletli davranmakla emrolundum’’ Hz. Mehdi’nin en birinci özelliği adalettir. Kan akıtmayacak, uyuyan kişiyi uyandırmayacak. ‘’Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir’’ Bakın Müslümanların da Rabbi, Hıristiyanların da, Musevilerin de Rabbidir. Hepimizin Allah’ı diyecek. ‘’Bizim amellerimiz bizim, sizin amelleriniz sizindir’’ Biz Allah rızası için ibadet ediyoruz, siz de Allah rızası için ibadet ediyorsunuz. Allah nasıl takdir ederse biz bilemeyiz. Ahirette karşılanacaksınız diyecek inşaAllah. ‘’Bizimle aranızda deliller getirerek, tartışmaya gerek yoktur. ’’ Demek ne yapacağız? Hıristiyanlarla Ortodokslarla, Musevilerle tartışmamıza gerek yok. Bak diyor ki Allah; ‘’ Bizimle aranızda deliller getirerek, tartışmaya gerek yoktur. ’’tartışmayalım diyor. ‘’Allah bizi bir araya getirip toplayacaktır, dönüş O’nadır. ’’ İlk başta Mehdi ( as) onlara İncil’le davranıyor ve Tevrat’ın gerçeği ile… Hz. Mesih geldiğinde hepsi Müslüman oluyorlar. O zaman zaten tartışma da yok, inşaAllah ama ondan önceki safhada Allah ‘’tartışmayın’’diyor ‘’deliller getirerek tartışmayın. ’’ Sadece anlatın, hakkı, doğruyu anlatın. Allah’ın birliğini anlatın. Onları kendi haline bırakın. Ne yaparlarsa kendileri bilir artık inşaAllah. . . 13. Ayet; ‘’O dini dosdoğru ayakta tutun ve ondan ayrılığa düşmeyin’’ bu ayrılığa düşmeyi işte ortadan kaldıracak Hz. Mehdi, bütün mezhepleri kaldıracak ve İslam’ı sahabe dönemindeki gibi yapacak, Resulullah dönemindeki gibi olacak. Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’e hitap neydi? Halifeti Resulullah, ilk halifelerin hepsine o şekilde ithaf edilmiştir. Hz. Mehdi’ye Peygamberimiz diyor ki; ‘’ Ona yapılacak hitap böyle değildir ‘’diyor Resulullah. ‘’Benden sonraki halifeler ‘Halifeti Resulullah’ diye anılacak’’ diyor. ’’ Ama o Allah’ın halifesidir’’diyor. ‘’Halifetullah’tır’’diyor Hz. Mehdi için. Bir tek ona mahsus. ‘’Hz. Ebu Bekir ve Ömer ona üstün olamaz’’ diyor Resulullah (SAV)… Hatta ‘’birçok Peygamberlerden daha üstün olacaktır’’diyor Hz. Mehdi. Peygamberimizin (SAV) açık ifadesi Resulullahın. ‘’ O dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin. ’’ ‘Bak ’Dosdoğru ayakta tutun’’ nasıl oluyor bu? Sahabe dönemi… ‘’Ve ayrılığa düşmeyin’’ Ama diyor ki Allah arkasından; ‘’Senin kendilerini çağırdığın şey müşriklere ağır geldi’’ adam alışmış şirk koşmaya, alışmış dinde bidatler getirmeye, anormal inançlara, şirke… Onlara ağır geldi diyor, kaldıramayacaklar. Bakın‘‘Kitaba mirasçı olanlar ise, herhalde ona karşı kuşku verici bir tereddüt içindedirler. ’’ Kuran konusunda şüphe içindeler, ehli kitap. Kitaba mirasçılar, Tevrat’ı almışlar ama tahrif olmuş. İnşaAllah o tahrif de kaldırılacaktır, Tevrat’ın gerçeği bulunacaktır. Hz. Mehdi tarafından bulunacaktır. Tevrat’ın aslı ve İncil’in aslı. Antakya’da ki mağarada, başka Teberriye Gölü’nün çamur dolu tabakalarının alt kısmında. Altınla kaplanmış bir sandık içerisinde. Mum ve altınla kaplanmış içi, açıldığında orijinal olarak görülecek. Neden altın? Altın çürümez, asitten etkilenmez, binlerce sene kalır hiçbir şey olmaz inşaAllah. Terütaze olarak sandık açılacak, inşaAllah Allah’ın izniyle.
ADNAN OKTAR: Evet değiştirilmedi. Tevrat ve İncil’in değiştirildiği çok açık görülüyor. Zaten İncil; dört tane kitap var. Dört ayrı kitap…
OKTAR BABUNA: Daha fazlaydı dörde indirmişler sonra.
ADNAN OKTAR: Tabii, dörde indirmişler. Bir de en vahimi teslis inancı. Yani üçleme. Hz. İsa’yı Allah olarak görüyorlar ( Haşa). Allah diyor ki’’ gökler neredeyse parçalanacaktı’’ bu sözlerinden dolayı diyor Allah. Hz. İsa’ya soruyor Allah Ahirette; ‘insanlara, beni ve annemi Allah'ı bırakarak iki ilah edinin, diye sen mi söyledin? " diyor ‘’ ya Rabbi sen bilmişsindir Hâşâ ben öyle bir şey demem’’ diyor. ‘’Allah’ın birliğini savundum, senin birliğini söyledim’’ diyor, inşaAllah.
SUNUCU: Değiştirildiği kanıtlanmış mı?
ADNAN OKTAR: Her yerinden anlaşılıyor. Bir tane, iki tane, üç tane, dört tane delille değil. Hz. İsa (a.s) Allah’ a dua ediyor. Allah kendine dua eder mi?
OKTAR BABUNA: Haşa…
ADNAN OKTAR: Hz. İsa (a.s) yemek yiyor, banyoya gidiyor. Yani doğal ihtiyaçları var. Allah’ da böyle bir şey olur mu, haşa?
OKTAR BABUNA: Tabii ki haşa, olmaz.
ADNAN OKTAR: Uyuyor, uykusu geliyor, acıkıyor insan bu. Ve sürekli Allah’ın birliğinden bahsediyor Hz. İsa (a.s). Tevrat’tan İncil’den bahsediyor. Buna rağmen teslis inancı var. Ve bu yüzden Hıristiyan ülkelerde dinsizlik acayip yaygın, yoksa çok büyük bir bölümü onların dindar Hıristiyan olurdu. Nasıl inansın adam, delikanlı çocuk? Üniversite genci.
OKTAR BABUNA: Mantıklı gelmiyor.
ADNAN OKTAR: Yemek yiyen, uyuyan bir insana, banyoya giden bir insana nasıl Allah desin?
SUNUCU: Onlar bu durumda Cehenneme mi gidecek yani?
ADNAN OKTAR: Şöyle, eğer Kuran’ı incelemediyse, Kuran’dan haberi yoksa Fetret Ehli’dir. Cübbeli diyor ki ‘’Fetret Ehli nasıl olur ? ’’diyor. Resullulah nasıl Fetret Ehli oldu? Hz. İsa’dan hemen biraz sonra geldi Peygamber Efendimiz (sav) değil mi? Hz. İsa (a.s)’ın ayaktaydı dini. Buna rağmen Fetret Ehliydi o. Eğer Resulullah (sav) Hz. İbrahim’in dini bakiyesiyle yaşadı. Bakiye dini ile yaşadı. Vahiy gelmeden, Peygamberlik görevi almadan vefat etseydi, ne olacaktı? Cehenneme mi gidecekti, haşa? Cennete gidecekti. O zaman, demek ki, Fetret Ehli var. Dolayısıyla Hıristiyanlar da Kuran’a ulaşamadıysa, Kuran hakkında bilgileri yoksa, Cehenneme giderler, diyemeyiz. Samimi olarak eğer kendi dinine inanıyorsa ki akılcı bakarsa tek Allah’ın olduğunu İncil’den anlar. Değil mi? Şu anda tahrif olmuş İncil’den de anlar. Namaz’ın olduğu zaten İncil’de açık görülüyor. Namazlarını kılar, zekât verir, helale harama dikkat eder. İnşaAllah, umulur çok samimi ise, Cennete gitmesi umulur. Kuran’dan da haberi yoksa, bilgisi yoksa Fetret Ehli olmuş olur. Ama Kuran’ı bilip de bir insanın Müslüman olmaması, ben samimi olarak söylüyorum…
SUNUCU: Okumamıştır belki.
ADNAN OKTAR: Onu söylüyorum işte okumadıysa Fetret Ehlidir. Samimi ise ve İncil’in içindeki Kuran’a uygun hususları da uygularsa… Uyguluyorsa çünkü birçok Hıristiyan var namaz kılan. Resimleri var bizde ben göstereyim. Museviler de namaz kılıyor. Normal, kıyam, rükû, secde… Bildiğimiz gibi namaz kılıyor. Buraya gelen Abraham’dı değil mi? Geldi beraber camide namaz kıldılar.
OKTAR BABUNA: Sultan Ahmet Camii’de namaz kıldık.
ADNAN OKTAR: Kendi inancına göre o, Musevilik’te var namaz kılıyor. Müslümanlarla birlikte namaz kıldı. Yani bunu yapıyorsa, zekâtını veriyorsa, helale harama dikkat ediyorsa, Allah’ın birliğine inanıyorsa ve samimiyse, umulur.
SUNUCU: Ama bunu yapan insan sayısı azdır bence? Çünkü küçüklükten beri artık kafasında bir şey kurulmuş, bir şeye inanmış. Herkesten beklenemez ki o davranış.
ADNAN OKTAR: Evet Allah Cennete gidecekleri zaten yaratmış, Cehenneme gidecekleri de yaratmıştır ama Allah diyor ki’’ Size Allah zulmedip de ne yapsın’’ diyor Allah. Ben zulmetmek yanlısı değilim diyor Allah. Zulmetmekten hoşlanıyor değilim diyor Allah. Buna da ihtiyacım yok diyor Allah. Ben sizin iyi olmanızı istiyorum diyor Allah. Bana iman etmenizi, beni sevmenizi, Cennete gitmenizi istiyorum diyor Allah. Ben ne yapayım sizi Cehenneme koyup da… Özetle bu anlamda söylüyor ayette. Allah size ne yapsın diyor size azap edip de değil mi? Ayet var…
OKTAR BABUNA: Allah ‘’İman edip şükrederseniz, Allah azabınızla ne yapsın’’diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela; Hıristiyanlık da tasaffi vardır. Cübbeli yine burada da cahillik ediyor. Nereden çıkarttı Said Nursi bunu, diyor. Kuran’dan çıkarıyor, ayet var. ‘’ gelin’’ diyor Cenab-ı Allah ‘’bir sözde anlaşalım, Allah birdir diyelim’’ diyor, ayet var Hıristiyanlara, değil mi? Demek ki bu geçerli bir şey ki Allah bu tasaffi, yani tahrifattan kurtulma bir esas ki, Kuran bunu söylüyor. “Nereden çıkarttı? ” diyor. Said Nursi durduk yere bunu söyler mi? Büyük âlim, müceddid. Daha iki günlük cahil insan oturup ortaya nereden çıkardı diyor. Sen Kuran’ı okudun mu? Bu ayetlere o gözle bir baktın mı? Said Nursi Kuran’ı su gibi ezberden bilen bir insan, müceddid ve bütün hadisleri ezberden biliyor. Değil mi? Bak diyor ki ayette: “Allah batılı yok edip ortadan kaldırır.” Batıl nedir? Darwinizm, materyalizm, ateizm. “ve Kendi kelimeleriyle” Kuran’la “hakkı hak olarak pekiştirir. ” Yani perçinler, tam oturtturur ve mükemmel hale getirir. Ebcedi kaç? 2014. Açsın baksınlar. 24. ayet. Şura Suresi, evet. “Yoksa onlar: “Allah’a karşı yalan uydurdu” mu diyorlar? ” bak ayette. “Oysa eğer Allah dilerse senin de kalbini mühürler. ” diyor Peygamber Efendeğil mize Cenab-ı Allah. “Allah, batılı yok edip-ortadan kaldırır ve Kendi kelimeleriyle hakkı hak olarak pekiştirir (gerçekleştirir). Çünkü O, sinelerin özünde olanı bilendir. ” Kalplerinizde ne varsa ben bilirim diyor Allah. Ama bakın buradaki ayet: “Allah batılı yok edip-ortadan kaldırır ve Kendi kelimeleriyle hakkı hak olarak pekiştirir. ” Baksınlar, bu ayet 2014’ü veriyor. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Size biraz önce iki tane soru gelmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Nedir? Söyle.
OKTAR BABUNA: “Değerli Hocam televizyonlarda sürekli olarak açlıktan, hastalıktan ve katliamlar sonucu ölen Afrikalıları görüyoruz. Türk İslam Birliği kurulduğu zaman bu tür problemler de çözülecek mi? Salih Çimen. ”
ADNAN OKTAR: Salih kardeşim, mübarek kardeşim. Türk İslam Birliği olur da Afrika’da açlık olur mu? Tır hesabıyla, dağlar gibi yığılacak yiyecek Allah’ın izniyle. Fisebilillah. Olur mu? Bir tek o değil. Evleri, yiyecekleri, arabaları... Her şey mükemmel olacak. Çünkü şu an bütün para silaha yatırılıyor. Geçen günler Yemen. Gariban bir ülke. Kaç katrilyonluk, katrilyonluk silah alıyor. Yani şimdi bir şey diyecektim de biraz argo tabir olacak. Söyleyemeyeceğim. Yani sizin neyinize? Katrilyonluk silahla senin ne işin var? Halk perişan. Değil mi? Oradan, buradan, ülkelerden gemilerle mavnalarla gidiyor silah. Bir avuç gariban var. Onları da mı yok etmeye kalkıyorsunuz yani? O mu zorunuz yani? O silahı sen nerede kullanacaksın? Hz. Mehdi devrinde o silahlar işe yaramaz hale gelecek. Tanklar, toplar, hepsi eritilecek. Tevrat’ta da geçiyor. Kılıçlar diyor, mızraklar hepsi eritilecek, sabana çevirecek diyor toprağı...Tabii, sanayiye çevrilecek, tarımda kullanılacak diyor Tevrat’ta. Tevrat’ta Hz. Mehdi çok uzun anlatılır. Yani çok kapsamlı anlatılır Tevrat’ta. Yani Museviler de onun farkına vardılar. Şimdi konuşuyoruz bak, Amerika’dan da Museviler gelecek şimdi buraya. Yani onlar, herkes Mesih’in geldiğine kanaatleri geldi. Mesih’in ışığını gördük diyorlar. Yani bizim Hz. Mehdi dediğimiz kişinin Mesih olduğuna inanıyorlar Museviler. Aynısı. Çünkü İsrail’den çıkmayacak diyorlar Hz. Mehdi. . . . Mesih. İsrail’in dışında çıkacak diyorlar ve gelip İsrail’i kurtaracak diyorlar. Doğru, Hz. Mehdi bütün Musevileri kurtaracak aynı zamanda.
OKTAR BABUNA: Bir de Davut soyundan olduğu. . . .
ADNAN OKTAR: Davut soyundan gelecek. Evet, aynı zamanda. Hem Peygamberimiz soyundan. . . Çünkü Hz. Ali Davut soyundan. Peygamberimiz de ben-i Adnan’dır, inşaAllah. O da Hz. İsmail’e, oradan da Hz. İbrahim’e dayanıyor, inşaAllah. Dolayısıyla Müslümanlarla Musevilerin beklediği Hz. Mesih ve Hz. Mehdi aynıdır. Çünkü Tevrat’taki tariflere bakıyorum, tıpkısının aynı hadislerin. Bir tane, on tane, yirmi tane, çok fazla hadis var. Şüphesiz Hz. İsa Aleyhisselam Kıyamet saati için bir alamettir diyor Allah. “Öyleyse ondan yana hiçbir kuşkuya kapılmayın. ” 2026 ebced tarihi. Şurada çok az bir vakit kaldı 2026’lara. Cübbeli yüzyıllar sonrasına ertelemeye çalışıyor ama, Cübbeli bakalım nasıl anlatacak Hz. Mehdi (a. s. )’yi gördüğünde. . . Hz. Mesih (a. s. )’i gördüğünde. O kasetleri de duruyor, kitabını da saklayacağım onun. Ondan sonra Hz. Mehdi (a. s. ) geldiğinde onun yanında kitabını ona hediye edeceğim. Bu kitabını al, şimdi oku diyeceğim, inşaAllah. O CDlerini de ona vereceğim, bunları da dinlersin diyeceğim, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir soru daha vardı Hocam, kısa bir soru. Onu da okumam uygun olur mu? “Merhaba, ben sizi Azerbaycan’dan arıyorum. Size sorum; Ahiret zamanı bizleri ne bekliyor? Şahin Eyderli.
ADNAN OKTAR: Ahiret zamanı, Allah’ın izniyle işte hep beraber topluca kalkacağız. Allah diyor, hepsi diyor, çekirgeler gibi topluca, bir anda kalkacak. Herkes o düz arazide bir şaşıracaklar. Yani uykudan uyandıklarını zanedecekler ehl-i küfür. Ama müminler anlarlar. Çünkü müminlerin ön tarafında bir ışık ve sağ tarafında bir ışık olacak diyor Allah. Kuran bilgileri olduğu için, o bilgiyi bildikleri için, Kuran’ı da unutmadıkları için o ışıktan anlayacaklar ve de yanlarında mihmandarları var, yani ne yapacaklarını, nasıl hareket edeceklerini onlara gösterten bir Melek, yardımcı. Kalktıklarında onlar anlayamıyorlar önce. Birbirlerine soruyorlar. “Biz diyorlar uyuyorduk burada. ” diyorlar. “Bizi kim kaldırdı? Biz neredeyiz? ” diyorlar. Uzakta bir çağırıcı var. “Buraya gelin” diyor, çok uzaktan. Hepsi diyor, çağırıcıya uyarlar diyor. O çağırıcıya ister-istemez ve o tarafa doğru koşmaya başlıyorlar topluca. O zaman, oraya geldiklerinde anlıyorlar. “Eyvahlar bize!” diyorlar. “Bu din günü. ” diyorlar. “Ölmüşüz biz. ” diyorlar. “Ahiret gerçekmiş. ” diyorlar. “Eyvahlar bize!” diyorlar. Ondan sonra, başlıyor olay işte. Ondan sonra Allah diz çöktürüyor. “O gün” diyor “sesler kesilmiştir, sadece bir hırıltı duyulur” diyor. “Bütün başlar öne doğru saygıyla eğilmiştir. ” diyor. “Müminler için o gün korku yoktur. ” diyor. “Hüzüne de kapılmayacaklardır. ” diyor Allah. Müminler. Gıcır gıcır üstleri başları tertemiz, ellerinden yüzlerinden nur akacak. Allah, hepsini Cennet’te alacağım diyor. Yedi kapısı vardır Cennet’in, hepsini Cennet’te alacağım diyor ama şimdi biz ne kadar düşünürsek düşünelim, ne Cennet’in renklerini, ne kapısını, ne içini. Çünkü “hiçbir göz görmedi” diyor Allah. “Hiçbir nefis tatmadı. ” Yani hiç bilmediğimiz bir ortam olacak. Ama çok çok hoşumuza giden, ama hiç bilmediğimiz bir ortam. Fakat meyveler benziyor dünyadakilere. Biz diyorlar. “Dünya’da bunların benzerlerini görmüştük. ” diyorlar. Yani Cennet’i incelemeye başlıyorlar, böyle geziyorlar, bakıyorlar, meyveleri görünce ha diyorlar “biz bunları Dünya’da görmüştük diyorlar” Biliyoruz bunu Dünya’dan. “Ne kadar kaldınız? ” diyor Allah. Soruyor. Oradakilere soruyorlar. Bir kısmı bir gün kadar herhalde diyorlar. Yani bir gün, uyuduklarını zannediyorlar. . . Bir gün. Bir kısmı diyorlar bir günün bir vakti kadar olması gerekiyor. Yani öğlenden akşama kadar olabilir diyor. O kadardı diyor. Bir kısmı daha başka türlü söylüyor. Göz açıp-kapama kadar. Bir an kaldık geldik diyor. Allah diyor “Normal süresinde kaldınız” diyor yani, o süresi kadar kaldınız diyor. Fetih Suresi 10, “Şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah’a biat etmişlerdir. Allah’ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Şu halde, kim ahdini bozarsa,. . ” kim kahpelik yaparsa, münafıklık yaparsa “. . artık o, ancak kendi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim Allah’a verdiği ahdine vefa gösterirse. . . ” Allah’a verdiği yemini, sözünü yerine getirirse, “. . artık o da, ona büyük bir ecir verecektir. ” diyor. Şimdi bakıyoruz: “Şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah’a biat etmişlerdir. ” Hz. Mehdi (a. s. )’ye biat olacaktır biliyorsunuz. Tarihi 2025’i veriyor, miladi. Bu çok kolaydır ebced. Öğrensinler kardeşlerimiz, baksınlar kendileri, bizzat tespit edip baksınlar.
SUNUCU: Şimdi kısa bir ara vereceğiz.
Evet sayın izleyicilerimiz, kısa bir aradan sonra yine birlikteyiz. Bu kez programımızda bir konuğumuz var. Kadir Limani Bey, Balkan Gazetesi İstanbul Temsilcisi. Balkan Gazetesi’de Makedonya, Bosna Hersek, Bulgaristan, Arnavutluk gibi ülkelerde yayın yapan, bütün Balkan Ülkeleri’nde yayın yapan bir gazete, gazetenin temsilcileri kendileri. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Benden önce Hocamız buyursun. Siz buyrun.
KONUK: Hocam, merhaba.
ADNAN OKTAR: Hoş geldiniz, sefa geldiniz.
KONUK: Hocam, Balkan Ülkeleri’nden birkaç tane sorular sormak istiyorum.
ADNAN OKTAR: Tabii buyrun.
KONUK: Siz yaklaşık 300 tane kitap yazdınız ve bunlardan 60 taneden fazla kitap çevirdiniz. Boşnakça, Arnavutça, Bulgarca, Romence, Yunanca diller olarak ve bu kitaplar orda dağıtılıyorlar ve millet okuyor. Birincisi benim sorum şu olacak, siz oralarda tanınan bir kişisiniz şu anda ve sizlere ilgi gösteren kişiler var oralarda, size olan tepkiler nasıl?
ADNAN OKTAR : Gayet güzel, maşaAllah. Biliyorsunuz orası hep evladı fatiha. İnşaAllah, yakın bir zamanda Avrupa zaten boydan boya Türk İslam Birliği’nin bir ili olacak, inşaAllah. Ve oralara mutluluk, güzellik, saadet, , zenginlik getirecek. Ama tabii oradaki kardeşlerimiz, Osmanlı döneminden kalan yiğitlerimiz, Anadolu’dan giden aslanlarımız oraların süsü. İnşaAllah oralarda imani, Kurani, akılcı, bilimsel çalışmalar yaparak, Darwinizmin, materyalizmin geçersizliğini insanlara anlatmaları, Kuran’ın hakikatlerini insanlara anlatmaları, sevgiyi, barışı, kardeşliği, dostluğu, modernliği, sanatı ve güzelliği de insanlara tavsiye etmeleri, bu yönde çalışmalar inşaAllah yapıyoruz. Orada ki kardeşlerimiz de bunu destekliyorlar. Çok güzel gidiyor. Allah’ın izniyle yakın bir zamanda 10-20 yıla kadar zaten bu güzelliği göreceğiz. Türk İslam Birliği’de gerçekleşmiş olacak inşaAllah.
KONUK: Hocam biliyorsunuz siz, benden çok daha iyi biliyorsunuz ki, bu ülkeler aslında ve Türkiye Cumhuriyeti kalan eski Osmanlı zamanından kalan çok milletler var ve bunları tabiiî ki bu kitapları görmeden önce ufak bilgiler vardı. Sizin bilgiler orada daha büyük ilgi gösterdi. Buna ne diyeceksiniz?
ADNAN OKTAR : Daha önceki bilgiler, Darwinizmi, materyalizmi görmezlikten gelen veyahut görse bile yeteri kadar onu ezemeyen üslup içerisindeydi. Daha ziyade biraz olayın duygusal yönüyle yaklaşan bir üslup içerisindeydiler. Biz önce Müslümanların boğazına sarılmış ipi çıkarttık. Hıristiyanların, Musevilerin boğazına sarılmış ipi çıkarttık. Onu bir kere koparttık. Darwinizm, materyalizmdi bu, ondan sonra Kuran’ın hakikatlerini en akılcı şekilde, bilimsel delillere dayalı, insanların çok rahat anlayabileceği gibi, samimi bir üslupla anlattık. Birde baktılar ki, Kuran 1400 yıl öncesinden bu zamanın bilimini, modern bilimi en kapsamlı şekilde anlatmış. Hadislere baktılar Ahir Zamanın bütün olayları gerçekleşmiş, birde baktılar ki Ahir Zamandayız, Hz. Mehdi devrindeyiz, Hz. İsa a. s.’ın inişi arifesindeyiz. Bu Müslümanlarda şok bir sevinç yarattı. Çok mutluluk meydana getirdi. Bir anda bir enerji yüklemesi oldu Müslümanlara, muazzam bir enerji yüklemesi. Amerika’dan tut, Fransa’dan çık, Fransa’dan gir, Çin’den çık. Her yer, yer yerinden oynuyor şu an, maşaAllah. Türk İslam Birliği heyecanı bütün dünyayı sardı. Baktılar ki Resulullah’ın dedikleri aynısıyla doğru. O arada şehideğil miz Muhsin Yazıcıoğlu’nun da biliyorsunuz, alperen ocaklarında oralarda çok güzel faaliyetleri var. Oraları, serhat boylarını özlemle bekliyorlar, inşaAllah Türkiye ile birleşir diye. Ki bunun neticelenmesi için çok az bir vakit var. Bakın şimdiden vizeler kalktı. Bir süre sonra pasaportlar kalkacak, Bosna Konya gibi olacak, inşaAllah.
KONUK: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR : Tabii. Arnavutluk Eskişehir gibi olacak inşaAllah. Ataşehir alperen ocakları şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nu anma ve alperen dostluk gecesi düzenlemiş. Koç yiğitler buraya gelmişti demin, aslanlarım benim onlar bize Allah’ın bir emaneti, koç yiğitlerimiz. 16. 01. 2010 Cumartesi saat: 19: 00 la 24: 00 saatleri arasında Zübeyde Hanım öğretmen evi konferans salonunda olacakmış. Küçükbakkalköy Ataşehir İstanbul‘da oluyor. Buradaki bu güzel toplantıda şehideğil miz anılacak ve alperenlerimizin güzel faaliyetleri olacakmış, inşaAllah. Allah hayırlı, bereketli, uğurlu yapsın, gönüllerini açsın. Ölümüne yanlarındayız Allah’ın izniyle ölümüne. Hepsi bize şehideğil mizin emaneti, canımız, ciğerimiz, Koçyiğitlerimiz, İnşaAllah Allah yollarını açsın, ferasetlerini, basiretlerini açsın, hidayetlerini artırsın. Tertemizler demin konuştum, çok efendi, yiğit delikanlılar maşaAllah. Sevgileri, saygıları çok güzel elhamdülillah, maşaAllah. Çok özlü Türk ruhunu, Türk İslam ruhunu çok güzel temsil eden koç yiğitler onlar, maşaAllah. Bütün Anadolu’muz öyle zaten, inşaAllah çok güzel netice alacağız. Onlarında öyle dış Türklere karşı, Türk İslam âlemine karşı biliyorsunuz derin muhabbetleri vardır. Aman Türk İslam Birliği olsun, aman birleşelim derler. Var güçleriyle gayret ediyorlar ,ama daha da şevkli gördüm delikanlıları maşaAllah. Çok güzel atakları var. Şehideğil mizde aramızda olsaydı diyorlar, o zaten bizim aramızda ruhaniyetiyle inşaAllah. Ondan sonra Cenab-ı Allah onu gezdirir insanlar arasında inşaAllah. Hepimiz zaten gideceğiz ama, şehit olarak gitmek dehşet bir olay, şahane birey, dehşet demeyim Allah affetsin. Muhteşem bir olay. Allah bütün müminlere nasip etsin, tabii. Onun için Balkanlar, inşaAllah Serhat türküleri dinleyecek oralar Allah’ın izniyle inşaAllah. Değil mi? Kırım’dan gelirim diye Kırım tarafında, efendim, akma tuna akma ben bir dertliyim diyor değil mİ? Ondan sonra o güzel serhat türküleriyle oralar inim inim inleyecek inşaAllah.
KONUK: Peki Hocam, Balkanlarda biliyorsunuz daha öncede bu konuyu açıkladım. Eski Osmanlı’dan özü, barış, birliği ve dayanışma ve özlem var. Peki, bu hasret bitecek mi?
ADNAN OKTAR : EvvelAllah, Allah o aşkı böyle sonuna kadar geliştirdi. Ahir Zamanda da müjdeledi, şimdi o müjdenin oluşması safhasındayız. Cenab-ı Allah oraya niye o camileri kurdu, niye o güzelim köprüleri kurdu Allah, niye Osmanlı kervansaraylarını yaptı, gönlümüz orda kalsın diye yaptı. O güzel kardeşlerimizi niye orada yaşattı Allah, niye orada onları besledi, büyüttü, niye sayılarını arttırdı, niye imanlarını muhafaza etti. Değil mi? niye bizim öncülerimiz, koç yiğitlerimiz olarak Allah oralara onları değil mi görevli kıldı, bugünler içindi işte. Vakit, saat geldi. Allah’ın izniyle bunu kimse durduramaz. Oralar zaten Anadolu olmuş, buram buram değil mi? MaşaAllah. O Osmanlı evlerinde inşaAllah güzel böyle ud seslerini duyacağız pencerelerden, inşaAllah. Çok güzel Osmanlı yemekleri yiyeceğiz. Osmanlı değil mi kültürünü, Osmanlı eşyalarını, Osmanlı sanatını, Osmanlı mimarisini her yerde göreceğiz, inşaAllah. İnsanın ruhuna ferahlık getiren, insanı açan, insanda derin zevk veren muhteşem bir sanattır Osmanlı sanatı. Kırım da, mesela Kırım, sanki bir Anadol, Allah’ın hikmeti muhteşem, sanki Anadolu’da bir sokakta geziyorsun. Tam böyle eski Osmanlı. Bosna’ya gidiyorsun aynı şekilde.
KONUK: Hiçbir fark yok.
ADNAN OKTAR : Aynı Amasya’nın evleri gibi. Oradaki, zaten buradan gitmişler aslanlarımız. Allah oraya emanet koymuş. Ne zamana kadar? Cenabı Allah diyor, siz Hz. Mehdi gelene kadar burada bu camileri bekleyeceksiniz, siz bekçisiniz. Bu camileri yaptım. Burada Hz. Mehdi ile namaz kılacaksınız, Mesih Hz. İsa ile namaz kılacaksınız. Çünkü Mesih dünyanın her yerini gezecek Hz. Mehdi ile birlikte. Oraya da gelecekler, inşaAllah. Bosna’da inşaAllah Bosna köprüsü üstünden geçecekler Hz. Mehdi ile Hz. Mesih, inşaAllah, O köprüyü Allah yıktı, yeniden yaptı. Yıktılar daha sağlamını yaptı Allah. Bak şu güzelliğe bak Hz. Mehdi ile Hz. Mesih, inşaAllah o köprünün üzerinde durup o güzelliği boydan boya seyredecekler. Orada da dua edecekler inşaAllah, Allah’ın izniyle.
KONUK: Peki Hocam, Afgan ülkeleri biliyorsunuz bayağı eziyet çekti. Bu konuları, kültürden, dinden uzaklaştırdı. Hani Arnavutluk gibi, Enver Hoca gibi diktatör kullandı ve her şeyi yok etti, camiiler her şeyi yok etti. Aynı zamanda Bosna’da bayağı zarara uğradı. Şimdi son senelerde ilerleme bayağı var. Bunun katkısı nedir, ne kadardır?
ADNAN OKTAR: Allah diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım. Onlar bir tuzak kurdular diyor Allah. Ben de bir tuzak kurdum diyor. Ama Benimki pek çetindir diyor Allah. Onların tuzağının yanında Benimki pek çetindir diyor, kahredicidir Benim tuzağım diyor. Allah’ın tuzağına düştüler. Eğer onlar o çileyi çekmeseydi, şu evliya ruhu, şu derinlik, şu iman aşkı oluşmazdı. Bosna’da da yüz binlerce evliyanın oluşmasına sebep oldular. Her yer “Allah”, nidaları ile inliyor şu an, maşaAllah. Değil mi, aşk getirdi o. Çile olmadan, aşk olmaz, değil mi? Oralara Allah fisebilillah böyle şehitler dizdi Allah. Niye, Hz. Mehdi (a. s. ) gelecek diye oraları süsledi Allah, toprağı süsledi, mezarları süsledi Allah. Her yer şehit dolu. Onların bereketi, onların ışığı, pırıl pırıl aydınlatıyor oraları. Çok az bir süre kaldı. Biraz daha dayansınlar, geliyoruz Allah’ın izniyle inşaAllah.
KONUK: Hocam, sizlere tekrar bir sorum var. Siz daha önce bir mesaj verdiniz. Diyorsunuz ki, Hz. İsa (a. s. ) şu anda Dünya’da. Peki, şu an Balkan ülkeleri içinde olabilir mi?
ADNAN OKTAR: Hz. Mesih (a. s. )’in yerini Allah şu an gizliyor, gizler. Yani, çünkü düşmanı çok. Yani her yerden düşmanı çok. Ama Hz. Mesih (a. s. ) vahiy ile hareket eden bir insan. Yani yenilebilecek bir varlık değil, yenemezler. Ama O’nun kendine has özel bir yöntemi var, yani insanları şaşırtıyor, Hızır (a. s. ) gibidir Hz. İsa (a. s. )’da. Yani bakan, anlayamaz. Çıkaramazsınız, talebelerinden de çıkaramazsınız. Yöntemlerini anlamak mümkün değildir, vahiy ile hareket edecek. Eze eze O da ilerliyor şu an, ilerleyecek. Ama Hz. Mehdi (a. s. ) O’nun kardeşidir. Hz. Mehdi (a. s. )’ye Allah vezir olarak gönderiyor böyle Ulül Azim bir Peygamberi, değil mi? Ekserin diyor, ekserin diyor Said Nursi’ye, makbul olan diyor, bir Peygamber gerekir diyor. O da diyor, Hz. İsa (a. s. )’dır, yani ekserinin beğendiği, herkesin. Çünkü biz, Müslüman olarak biz de çok seviyoruz, Hıristiyan alemi de çok seviyor, değil mi, deli aşığız. O güzeller güzelini hepimiz bekliyoruz. Ama O da çile çekecek, imtihansız yok. İllaki imtihandan geçecek. Bakın, ölüyü diriltiyor artık, kumbismillah Allah’ın izniyle kalk diyor, kalkıyor ayağa. Ama böyle bir Peygamber çile çekiyor. Tabii, mesela eliyle yüzünü mesh ediyor, kör anında görür, anadan doğma kör. Yahut mesela cilt hastalığı oluyor, mesela elini sürüyor, geçiyor. Bir tane, iki tane, üç tane, dört tane değil, tabii. Şimdi de geldiğinde yine mucize gösterecek. Ama bütün bunlara rağmen Adetullah geçerlidir Dünya’da, kendini gizlemesi gerekir. Hz. Mehdi (a. s. )’nin de gizlenmesi vardır biliyorsunuz. Bir uzun süreli gizlenmesi bir de kısa süreli gizlenmesi vardır. Hapsedilecek O, mübarek Mehdi (a. s. ). Çile çekecek. Müslümanım diyen bir yobaz, İstanbul’daki bir yobaz, Hz. Mehdi (a. s. )’nin karşısını dikilecek. Yani bu hayret edilecek bir şey. Mesela aynısıyla olacak. Mesela Kenane diyor, o devirde çıkacak, çıkacak. Topal bir adam diyor, siperden fırlayacak, topal. Bakın bir özelliğini vermiş Peygamberimiz(s. a. v. ) tabii. Başı taşlı bir kısım yobazlar, başı traşlı diyor bak, Peygamberimiz (s. a. v. ) söylüyor, hadis, başı tıraşlı diyor. Kuran’ı okuyacaklar diyor, boğazlarından geçmeyecek, yani konuşmaları ile bakacaksın Kuran’a tam muhalif. Ama sorduğunda Kuran’a tam uyduğunu söyleyecek, fakat Kuran’a tam muhalif. Böyle tiplerde deccal ile bağlantı kuracaklar. Bütün bunların arasında Hz. Mehdi (a. s. ) mücadelesini sürdürecek ve başarılı olacak. Hz. Mesih (a. s. ) ile Ayasofya’da bir namazları var inşaAllah, bir de Kudüs-ü Şerif’te. İnşaAllah Topkapı’dan alınacak Kutsal Emanetler. Peygamber Efendimiz (s. a. v. )’in Hırka-i Şerifi’ni giyecek üzerine, kılıcını takacak, Sancak-ı Şerif’i çıkaracaklar, inşaAllah. Hz. Mehdi (a. s. ) sağ eline alacak Sancak-ı Şerifi, ondan sonra İslam Âlemi yıkılacak işte ben söyleyeyim yani. Bundan sonra bu konu bitiyor. Ondan sonra ne PKK kalır, ne bilmem nesi, ne şunu su, ne bunu su. Şancak-ı Şerif çıktımı, yok oldu demektir küfür, o gün bitti yani. Pakistan’ı, Libya’sı, Fas, Tunus hepsi yani. Yani artık ikinci bir söz söylenecek gibi olmayacaktır. Hz. Mesih (a. s. )’de işte tam o sürede iniyor, inşaAllah, karşılaşacaklar. Hz. Mehdi (a. s. ) kabul etmiyor, namaza geçirmeye, efendim diyor, namaza geç diyor şey, Hz. Mesih (a. s. ). Sensin diyor, çünkü sen diyor seyyidsin, ondan sonra Kureyş-i olması gerekiyor, Müslümanların liderinin, sen seyyidsin, zaten vahiy ile alıyor bunu. Hatta yüzünü mesh edecek Hz. Mehdi (a. s. )’nin, Cennet’teki makamını söyleyecek. Ben sana tabii olmakla görevliyim diyecek Hz. Mesih (a. s. ). Allah’ın bana verdiği görev bu diyecek, ben senin vezirinim, geç namaza diyecek. Ona rağmen Hz. Mehdi (a. s. ) utanacak, diyecek siz layıksınız Efendim buyrun, yok zorla sırtından itip, Hz. Mehdi (a. s. )’yi namaza geçirttirecek. Bütün Hıristiyan âlemi ondan sonra Hz. Mehdi (a. s. )’ye bağlanıyor işte onun arkasından. Ondan sonra İslam dininden başka hiçbir din yok. Sadece Müslümanlık kalıyor. Arkasından da, çok kısa bir süre sonra Hz. Mesih (a. s. ) ve Mehdi (a. s. ) vefat ediyorlar. Hz. Mesih (a. s. ) Hz. Mehdi (a. s. )’nin cenaze namazını o kıldıracaktır, Hz. Mesih (a. s. ) kıldıracaktır. O bir süre daha yaşayacak, O’nun vefatından sonra Dünya’dan artık yani bir şey beklemesin insanlar. İnşaAllah. Yani gittikçe gerilemeye başlayacak. Hayır, bekleyecekler, öyle demeyeyim, Allah affetsin, bekleyecekler, gayret edecekler ama kader böyle, inşaAllah. Var güçleri ile uğraşacaklar, adım adım, adım adım dinsizlik, imansızlık hâkim olacak. Artık gizli malubane diyor Said Nursi. Hicri 1506’dan sonra. Açık, belki açık galibane, 1506’lardan yani herhalde 1510, 11, 12, 13’den sonra iyice bozulmaya başlıyor, ta ki 1543’e kadar diyor Said Nursi. 1543’den sonra din, iman, Allah, Kitap hiçbir şey insanlar artık dinlemeyecek hale gelecekler. Kuran ref ediliyor. İki yıl kadar sürecek diyor Said Nursi. 1543’den 45’e kadar. 1545’in uygun bir ayının, uygun bir gününün, uygun bir saatinde. Dakikası da belli. Esaslı bir çarpma ile Dünya’ya birinci vuruş. İkinci bir çarpmada diyor Allah, ikinci bir çarpma daha var ayette, bu sefer Dünya dönüş istikametini çeviriyor. Yani tersine dönmeye başlıyor. Güneş batıdan doğuyor, yani vurmanın etkisi ile ama Dünya darma keşan. En sonunda bir esaslı vuruş var, son vuruş var. Bir yıldız çarpması var. Muhtemelen Tarık Yıldızı. Onun çarpması ile, yani Kuran’da işaret onun gibi, o gibi görülüyor, ona verilen isim gibi görülüyor, onun çarpması ile tuz-buz oluyor, dümdüz, tamamen açılıyor. Ondan sonra da diyor Cenab-ı Allah sizi yepyeni bir yaratılışla yeniden yaratacağım diyor. Azrail (a. s. ) varıncaya kadar hepsinin canını alacağım diyor Allah. Azrail, en son onun canı alınacaktır. Yani bütün Meleklerin canı alınıyor, Azrail (a. s. ) tarafından alınacak herkesin, en son da o. Ondan sonra Allah hepsini yepyeni bir yaratılışla yeniden yaratacağım diyor Allah. Müminler ayrı, kafirler ayrı. Kafirler işte Darwinist, Materyalist düşünceleri ne ise, orada anlatacaklar artık. Mutasyon mu, artık nedir düşündükleri, özgürler zaten orada Cehennem’de, alabildiklerine özgürler. İstedikleri, birbirlerini kovalayacaklar, dövüyor, sövüyor, kavga ediyorlar, eziyorlar, birbirlerini tepeliyorlar, değil mi, kafası sırtında olanlar, boynu arkası kafaya, mutasyona uğramış çünkü adam onun inancına göre değil mi? Allah mutasyonun ne olduğunu onlara gösterecek orada.
KONUK: Hocam şunu sormak istiyorum, hani farkındasınız son zamanda Osmanlı kardeşliği sanki daha yaklaşmış gibi geliyor.
ADNAN OKTAR: Evvel Allah, evvel Allah. Yani oldu olacak, oldu olacak.
KONUK: Sanki 10-15 yıl arasında bayağı bir fark oldu.
ADNAN OKTAR: Bütün İslam ülkelerinde, Türk ülkelerinde vize kalktı. Bunu kim söyledi?
OKTAR BABUNA: Siz söylediniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah’ın izniyle, Allah söyletti, beni vesile etti. Ama birileri de görevde bu arada ama. Hızır (a. s. ) kol geziyor. Vize kalkması, yani ne demektir bu? Bütün ülkelere bak, yine bir ülkede daha, bir ülkede daha, her gün bir yerde. Bugün nerede kalktı? Lübnan. Bizim bir vilayetimizdir Osmanlı döneminde. Şimdi yine aynı, yaklaşık yine aynısı olacak. Yine müstakil devlettir, ama o kardeşlik bağı ile sanki bizim etimiz kemiğimiz olacak. İnşaAllah.
KONUK: Peki Hocam, bundan sonra neler olacak? Balkan Milletleri neler yapmalı?
ADNAN OKTAR: Birbirlerini bir kere çok sevecekler. Çok iyi koruyup kollayacaklar. Birbirlerine mukayyet olacaklar. O camileri doldurup-taşırsınlar. Oraya geleceğiz o camilere. Namaz kılmaya geleceğiz. Oraları çok temiz tutsunlar. Kuran kurslarını böyle güzelce temizlesinler. O hafızların falan, falan demeyeyim Allah affetsin, hafız kardeşlerimizin değerini, onların değerini iyi bilsinler. Birlikte bol bol yemek yesinler. Her yerde birbirlerini davet etsinler yemeklerine. Arnavutlar koç yiğittir. Bosnalılar koç yiğittir. Şahane insanlardır. Bu aslanlar her yerde birbirlerine, mesela tavuk kestiler, hemen konu-komşu toplasınlar. Hıristiyanları da çağırsınlar, Hıristiyanlar kardeşleri. Çünkü hep beraber olacağız. Musevileri de çağırsınlar.
KONUK: Zaten yapıyor halk.
ADNAN OKTAR: Hep beraber, hep beraber birlikte güzel yemek yesinler, sohbet etsinler. Muhabbet yoğunlaşsın. Mümkün ise Risale-i Nur’dan okusunlar, Risale-i Nur Külliyatı’ndan, Bediüzzaman’dan, bereket gelir, sözümü dinlesinler. Bir bildiğim var. Benim kitaplarımdan okusunlar. Ondan sonra, internetten bedava indirsinler. Fisebilillah, yüz bini aştı şu an indirilen kitap sayısı. 103 bin falan, küsur. Daha da fazla, evet. Son sayıyı tam bilmiyorum. Biraz Allah’tan bahsetmek bile, sohbet etmek bile kalbinizi açar, özellikle o ata yadigârı yerlerde. Hatta kırlara, havalar iyi olduğunda, geniş yaygılar sersinler, sohbet edin. Şehitlerimizden bahsedelim. Gelmek üzereyiz. Bir parça bekleyecekler, bir parça, az bir şey kaldı yani, inşaAllah.
KONUK: Ben biraz önce bir de bu konuyu, hani dedim ya, Osmanlı zamanı sanki daha birbirine yaklaştı kardeşler. Çünkü Arnavutlar daha önce de söylemiştim, Enver Hoca döneminde cami kalmadı, hiçbir şey kalmadı. Şu anda orada, camiler her köşede var. Namaz kılanlar %60, %70 demeyeyim daha fazla. Kurslarda devam ediyor, her tarafında ülkenin.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
KONUK: Bayağı genişledi. Eski zaman unutuldu.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah.
KONUK: O yüzden dedim ki, birazcık bu konuyu tartışalım şöyle. İnsanın içinden gelmesi lazım, bu konunun, din konusunun ve bunları gelen bir insan, bizim Osmanlılara herkese, içinden gelen bir duygu bu. Bu hemen döndü Arnavutluk da, Bosna da aynı şekilde.
ADNAN OKTAR: Oranın insanları o kadar mübarek insanlar ki, o kadar hoş insanlar ki, Allah oraları da o kadar güzelleştirmiş ki. Bosna oralar, Arnavutluk yani rüya oralar. Akıl almaz güzel yani. İnanılmaz güzel maşaAllah. Allah oraları daha da güzelleştiriyor. Pırıl pırıl hale getiriyor. Hz. Mehdi (a. s. )’nin Hz. Mesih (a. s. )’in geçeceği sokakları tertemiz yapsınlar, daha da temizlesinler. Oralara misafirlerimiz var inşaAllah, ona hazırlansınlar. Sofraları da hazırlasınlar. Ondan sonra, bilgilerini arttırsınlar ki, sohbette güzel sözler olsun. Her bir yeri sohbet ortamı yapalım. Camilerde, evlerde, her evi mescit haline getirsinler. Evlerde mesela beraber toplu namazlar kılınsın. Evler de mescit olsun inşaAllah. Beraber 15 dakikada olsa, 20 dakikada olsa, mutlaka Kuran okunsun topluca. Allah’a hamd etsinler. Çünkü şükretmek bereketi arttırır. Sevgi, barış, kardeşlik, dostluk, bunu ısrarla savunmak. Türk İslam Birliği için dua etsinler. Hepsi, Yarabbi Türk İslam Birliğini bir an önce nasip etsin diye, göklere ellerini açıp dua edecekler inşaAllah. Herkes bunu söylesin, bu olacak. Ama bakın bir şey daha söyleyeyim, söylemeseler de olacak. Yani bu kader. Bu oldu çünkü yani olacak değil, oldu. Peygamberimiz (s. a. v. ) olan bir şeyi anlatıyor. Olmak üzere olan bir şeyi anlatmıyor. Var, görmüş. Gördüğünü anlatıyor. Bu şekilde oldu diyor. Yani bu şekilde olacak demiyor, oldu bu, olay bu.
OKTAR BABUNA: Hocam bu kitap sayısı 100 milyonu aşmış. Elhamdülillah sizin kitap sayınız. Bir de 57 ülkenin listesi vardı vize uygulaması kaldırılan.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah say say bitmez.
OKTAR BABUNA: Göstereyim mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Yok çok vakit alır, 57 ülke biliniyor, maşaAllah.
KONUK: Hocam bir de Makedonya soracaktım. Makedonya biliyorsunuz büyük bir kısmı Hıristiyan bir ülkedir. Orada da aynı şekilde camiler, kurslar devam ediyor durmadan. Bir de son zamanlarda ben iyice biliyorum bu konuyu orada bayağı geniş oldu bu mesele.
ADNAN OKTAR: Makedonlar hep Müslüman eğilimli, Osmanlı hayranı kardeşlerimizdir. Onlara çok sevgi göstertsinler, bağırlarına bassınlar, evlerinize getirin, yemek yiyin, sohbet edin. Türk-İslam Birliği’nin güzelliğini anlatın. Biz onları kurtarmaya geleceğiz. Hıristiyanlar istedikleri gibi ibadet yapacak, Museviler istediği gibi ibadet yapacak. Hz. Mehdi (a. s. ) geldiğinde İsrail alabildiğine özgür olacak. Her yer onların Allah’ın izniyle. İşte Allah’ın vaadi de gerçekleşecek onlara. İnşaAllah. Ferahlık yaşayacaklar. Ama ne ferahlık, ne bereket, ne bolluk. Ne onları ezen, ne onlara rahatsızlık veren, Hıristiyanlarda öyle istedikleri gibi ibadetlerini yapacaklar. Hz. Mehdi(a. s. ) devri Altın Çağ’dır adı üstünde ferahlık. Ama Müslümanların birbirlerini çok iyi koruyup kollamaları. . . Mezhep ayrılığı hiç fark etmez Alevi, Sünni, Bektaşi hep canım ciğerim onlar benim. Allah birdir demiyorlar mı? La İlahe İllallah Muhammedün Resulullah demiyorlar mı? Bitti. Basın bağrınıza, hiç çekinmeyin. Yani bu var mı yok mu? Ehl-i Kitap ne diyor? La İlahe İllallah. Onlar da bizim La İlahe İllallah kardeşlerimiz. Muhammeden Resulullah diyenler de La İlahe İllallah Muhammeden Resulullah kardeşlerimiz olur. Sanata, bilime, estetiğe, güzelliğe, sevgiye, saygıya, barışa, huzura, insancıllığa, anlayışa, derinliğe çok önem vereceğiz. Allah bunu istiyor bizden. Cennette de zaten bu var. Ama bakın Allah’ın vaadinin gerçekleşmesi insanların nefesini kesecek. İslam yok oldu diyorlardı. 60’larda, 70’larda filan bitmek üzere diyorlardı. Marx filan değil mi? Din afyondur diyorlardı. Değil mi bak? Afyonu onlar yuttular. Değil mi? Allah tam boğazlarının içine soktu yani, afyonu. Tabii, yemese de zorla yedirtirdik Allah’ın izniyle. Sonrada afyondan gözleri dört açıldı yani inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Dediğiniz gibi 70’li yıllarda tam hâkimdi dinsizlik ama Allah oradan döndürdü maşaAllah, sizi vesile ederek maşaAllah.
Hocam programın sonuna gelmişiz.
ADNAN OKTAR: Tamam. Hayırlı, uğurlu, bereketli olsun. Bütün Bosna’ya, bütün Trakya’ya, bütün Serhat illerine, bütün Tuna boylarına selam ediyorum. Bütün kardeşlerime.
OKTAR BABUNA: Evet, sayın seyirciler Kadir Limani Beye, Balkan Gazetesi’nin İstanbul temsilcisi Kadir Limani Beye çok teşekkür ediyoruz. Hocam Allah razı olsun size de çok teşekkürler.
ADNAN OKTAR: Cümlemize inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah yarın yine birlikte olacağız diğer Adnan Oktar ile Başbaşa programında buluşana dek herkese hayırlı akşamlar diliyoruz.