MUHABİR: İran gazeteleri için çalışıyorum, bu gazeteler için muhabirlik yapıyorum ve çalıştığım gazeteler hükümetin gazeteleri ya da objektif görüşü olan gazeteler değil, reformist görüşe sahip gazeteler genellikle. Buraya gelmeden önce bana söylenenlere göre Harun Yahya benimle konuşmak istiyordu. Harun Yahya ismi benim için çok ilginç bir isim çünkü iki peygamberin isminin bir bileşimi ve bu benim için gerçekten ilginç bir durum ama söylediğim gibi ilk aşamada Türkiye’ye gelmeden önce ben Harun Yahya’nın benimle konuşacağını düşünmüştüm, fakat sonra planlar değişmiş ve benim size soru sormam bekleniyor sanırım. Öncelikle bunu belirteyim. Buraya gelmeden önce sizin adınızı internet sitelerinde gördüm, orada adınızın yanında fikirlerinizi de gözlemleme şansı buldum ve bazı temel konular dikkatimi çekti. Bunların en önemlisi dini alandaki çalışmalarınızdı. İslam’a son derece modern ve yüksek bir bakış açısıyla ilginç bir çerçeveden bakıyorsunuz ve sizin İslam’ı değerlendirme biçiminiz aslında benzersiz bir bakış açısı oluşturuyor çünkü bunun benzeri yok, en azından benim gözlemim dahilinde. Uzun yıllar boyunca gösterdiğiniz mücadele hakkında da şöyle bir soru sormak istiyorum; Türkiye’ye, bugünkü Türkiye’ye baktığımız zaman, yeni Türkiye’ye baktığımız zaman acaba Türkiye’nin yakın tarihindeki herhangi bir gelişme ya da gelişmeler sizin bu mücadelenizi biçimlendirmede bir etki gösterdi mi? Bu konuda bir yanıt verirseniz sevinirim.
ADNAN OKTAR: Ben yaklaşık otuz yıldan beri mücadele veriyorum. Benim mücadele ettiğim dönemde çok fazla hükümet değişiklikleri oldu. Sol hükümetler iktidara geldi. Hatta ben 12 Eylül döneminde de faaliyet yapıyordum, çalışma yapıyordum. Hiçbir görüş, hiçbir düşünce, hiçbir baskı sistemi, benim görüşlerimi değiştiremez, çizgimden asla sapmadım, çizgim gittikçe mükemmelleşerek, sürekli yükselerek devam etti. Birçok düşünce sistemi, birçok fikir sistemi ekarte oldu, gücünü kaybetti fakat ben azimle, kararlılıkla, arkadaşlarımla kendi doğru bildiğim yolda devam ediyorum.
MUHABİR: Acaba Türk halkı için yeni düşüncelerinizin olduğunu düşünüyor musunuz, özellikle laikliğe inanmayan ve yaşamlarını dinle biçimlendirmek isteyen Türkiye’deki Müslümanlar için sizin düşünce çerçeveniz yeni bir şey sunabiliyor mu onlara? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Laiklik bir konfordur, Müslüman için çok büyük bir konfordur. Laikliğin olduğu yerde münafık olmuyor, bu çok büyük bir nimet. Yani insanlar fikrini dürüstçe açıklıyorlar, dinsizse ben dinsizim diyor, bu bir mertliktir, samimiyetle açık açık söylüyor. Laikliğin olmadığı yerde münafık türer, o zaman adam dinsiz olduğu halde dindar olduğunu, hatta çok takva olduğunu, adeta bir rol yapıyor gibi, bir sanatçı gibi oyun oynayarak etrafını kandırır. Yani bunu kim ister, bu çok çirkin bir şey. Dinsiz insandır, vatandaşımızdır, birinci sınıf insandır. Gayet normal, dinsiz olabilir ama bunu açıkça söylemesi gerekir. İşte laiklik bu kişinin dinsiz olduğunu açıkça söylemesi hürriyetini sağlar ona. Ayrıca Hıristiyanların da, Musevilerin de çok rahat ve huzur içinde yaşamalarını sağlar. Bu çok önemlidir. Masonlar da bizim vatandaşlarımızdır, Marksistler de bizim vatandaşlarımızdır, hepsi birinci sınıf insandır. Tabiki hür ve bağımsız olarak bu vatanın içersinde, candan bir rahatlık içersinde yaşacaklardır, bu ancak laiklikle mümkün.
MUHABİR: Laiklik konusundaki tartışmalarınız bana şunu düşündürdü; sanki özgürlüklerin savunulması, özgürlüklerin arttırılması, İslami bir eğitimle ve İslami bir düşünceyle mümkün değilmiş gibi gözüküyor, çünkü bunu açıklama biçimine baktığımız zaman, laiklik ayrı bir koldan, özgürlükler de ayrı bir koldan önümüze geliyor ve bu ikisinin bir arada bulunması zor görünüyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Laiklik, demokrasi, cumhuriyet kavramları İslam’ın zaten özünde olan şeyler, ben sadece konun anlaşılması için bunu anlatıyorum. Demokratik düşünce, cumhuriyet ve laiklik Kuran’da hakim olan bir yapıdır. Yani diğer din mensuplarına hürriyet tanınır, şefkat vardır, merhamet vardır, fikir özgürlüğü vardır, cumhuriyet anlayışı vardır, diğer insanların, cumhurun huzuru, onların güvenliği esastır, fakat bunların tamamını biz dinde buluyoruz, yoksa Eski Yunan’dan, oradan buradan bunu toplamış değiliz. Eski Yunan, öbür düşünceler bunların hepsi, bunları Hak dinlerden; ya Hıristiyanlıktan ya Musevi kaynaklardan almışlardır, Hak dinler bunları insanlara öğretti.
MUHABİR: Peki bu yanıtınız için teşekkür ederim. Söylediklerinizi kabul ediyorum. Peki, Harun Yahya ismine gelelim, bu iki ismi birlikte kullanmayı neden seçtiniz? Çünkü Harun Kuran’da önemli bir rol üstlenen biri, Yahya kadar ünlü olmasa da çok önemli bir işlevi var. Yahya da yine Kuran’da adı geçen ve önemli roller üstlenen önemli bir peygamber. Peki, bu iki ismi bir araya getirmekteki amacınız nedir? Bunu biraz anlatırsanız sevinirim.
ADNAN OKTAR: İki büyük dinin peygamberi Hz. Musa ve Hz. İsa’nın yardımcılarıdır biliyorsunuz Harun ve Yahya. Harun Hz. Musa’nın yardımcısıydı, Yahya da Hz. İsa’nın yardımcısıydı. Ben de Hz. Muhammed (sav)’in ümmetinin naciz bir yardımcısı olarak, o yardımcılık, hademelik, hadim olmak, hizmetçi olmak, dinin hizmetçisi olmak anlamında olayı değerlendirdim ve o anlamda aldım.
MUHABİR: Peki gerçek adınızı kullansaydınız aynı amacı izleyemez miydiniz?
ADNAN OKTAR: Harun ve Yahya bu çok açıktır, Adnan Oktar bu anlamı vermiyor ama Harun ve Yahya bu anlamı çok açık veriyor. Ayrıca yazarlar zaten Türkiye’de ve birçok yerde müstear isim kullanıyorlar, bu bilinen bir şey. Ben şöhret olmasın düşüncesiyle önce böyle bir müstear isimle kitaplarımı yayınladım sonra herkes tarafından bilindiği için artık ismimi gizlemeye gerek duymadım.
MUHABİR: Adınızla bastığınız kitaplarınız, makaleleriniz ve diğer eserleriniz sizce genel halk kitlelerini nasıl etkiliyor? Sıradan insanlar sizin yazdıklarınızı okuduklarında nasıl genel bir etki ortaya çıkıyor? Çünkü geçmişe baktığımız zaman dini düşüncelerden, dinin kendisinden genellikle yüksek zengin sınıflar değil, sıradan insanlar, halk tabakaları daha kolay etkilenir. Bu bağlamda sizin eserleriniz sıradan halk kesimlerini, insanları nasıl etkilemiştir?
ADNAN OKTAR: Benim kitaplarımın özelliği sade, anlaşılır, bilimsel, inandırıcı ve samimi olmasıdır. Bu geniş halk kitlelerinin, bu kitapları beğeniyle okumasını ve bu kitaplardan etkilenmelerini sağlamıştır ama özellikle aydın sınıfa, üniversite kesimine, öğretim üyelerine, profesörlere çok çok büyük etkisi olmuştur. Hatta Avrupa’da çok çok güçlü etkisi oldu; Tony Blair’den tutun Sarkozy’den çıkın, herkesi derinden etkiledi, görüşlerine yeni bir anlam kazandırdı. Biliyorsunuz Tony Blair materyalist, Darwinist görüşe sahipti, şu an Allah’a çok inanan, Allah’ı çok seven bir insan haline geldi, Sarkozy de aynı şekilde. Bunla ilgili beyanlarına baktığımızda bunu görüyoruz. Türk halkında da çok geniş bir beğeni oluştu. Şu an Türk halkının %90’ı Darwinizm’e inanmıyor, %90’ı Allah’a inanıyor. Bu çok müthiş, güzel bir gelişme.
MUHABİR: Amacınız hakkında bir soru sormak istiyorum; amacınızın temel tanımı acaba insanların düşüncelerine, hassas oldukları konulardaki düşünce biçimlerini değiştirmek mi ki örneğin Darwinizm buna örnek olarak gösterilebilir, yoksa halk kitlelerini, normal bir yaşam süren insanları dine daha fazla yaklaştırıp, onların hayatlarını daha fazla din ile mi biçimlendirmek, hangisi amacınızı oluşturuyor?
ADNAN OKTAR: Dünyada şu an Darwinist, materyalist bir fikir diktatörlüğü var. Bu aynı zamanda sosyal bir diktatörlük şeklinde kendini göstertiyor. Müthiş bir baskı rejimi kurmuş Darwinizm. Bir aldatmaca olduğu halde ve yalan olduğu halde bu teori, bütün dünyada resmi olarak korunuyor. Ülkelerin %95’i Darwinizm’i koruyor. Resmi koruma var ve dünyada ilk defa böyle bir ideoloji, dünya tarihinde ilk defa, bütün devletlerin, yani aşağı yukarı %95’i tarafından resmi olarak korunma altındadır böyle bir teori, ilk defa oluyor bu. Yüz milyon fosil vardır yaratılışı ispat eden, yani insanların yaratıldığını açık açık gösterten yüz milyon delil var. Buna karşılık Darwinizm’in tek bir tane ara fosil dedikleri delili yok. Hatta ben dedim on trilyon vereceğim eğer bir tane delil getirirseniz dedim. Bir protein tesadüfen meydana gelemiyor, kafatasları sahte, ara fosil olarak kullandıkları fosiller zaten yaratılışı ispat eden fosiller, hiç alakası yok, bunları da ispat ettim ben kitabımda. Bu büyük bir aldatmaca ve bu dayatılıyor; Bunu kabul etmeyen öğrenciler sınıfta bırakılıyor, bunu kabul etmeyen profesörler okuldan atılıyor, yazarların kitapları yasaklanıyor, bende olduğu gibi. Tam bir demokrasi içersinde anti demokratik bir diktatörlük oluşmuş durumda, Darwinizm diktatörlüğü. Bunun mutlaka yıkılması gerekiyor, öncelikle birinci vazifem bu. Ama tabi Müslümanın asıl gayesi sadece Allah’ın rızasını kazanmaktır. Allah’ın rızasını kazanma yolunda, benim yaptığım ön çalışmalardan birisidir bu. Ama tabi ikinci, üçüncü amaçlarım var; Mesela Türk-İslam Birliği’nin kurulması, bütün İslam ülkelerinin, bütün Türk devletlerinin birleşerek huzur, refah, barış ve kardeşlik içinde yaşamaları gibi de açık ideallerim var ki bunlarda mutlaka %100 gerçekleşecek şeylerdir inşAllah.
MUHABİR: Darwinizm konusundaki düşüncelerinizi daha iyi anlayabilmemiz için bize yaratılış bağlamında iki örnek verebilir misiniz? Böylece bu söyleyişi dinleyenler, Darwinizm’e sizin hangi noktalardan karşı çıktığınızı daha iyi anlayabileceklerdir, iki örnek.
ADNAN OKTAR: Mesela sizle benim konuşmama dikkat çekerim. Sizin saatinizle benim saatim, sizin beyninizde aynı yerde oluşuyor. Mesela ben sizden uzaktaymışım gibi görünüyor ama aslında ben sizin beyninizin içindeyim şu an, siz odanın içindeymişsiniz gibi görünüyor ama oda sizin içinizde, beyninizin içinde oluşuyor oda, odanın görüntüsü. Beyninize giden elektrik akımını beyniniz bir görüntü olarak alıyor, yani beyninizin içi simsiyah karanlık. Beyninize gelen, gözünüzden gelen elektrik akımını, beyniniz ışıklı, üç boyutlu, net bir görüntü olarak alıyor. Bu görüntünün içinde hem beni görüyorsunuz hem kendinizi görüyorsunuz. Yani bir monitörün başında beni izliyorsunuz siz. Ben dışarıda varım ama siz beni monitörden izleyebiliyorsunuz. Böyle bir şeyin meydana gelmesini Darwinizm açıklayamaz, bu bir mucizedir ve metafizik bir olaydır. Çünkü ışık var, üç boyutlu görüntüler var ve bu görüntüler çok mükemmel ve çok düzgün. Mesela saatler var, servis arabası var, süslenmiş çiçekler var, her şey var. Bunu beynimizin içinde gerçekten varmış gibi gösterten güç Allah’tır. Bunun başka hiçbir açıklaması yoktur, çünkü beynin içindeki görüntüyü gören bir göz daha gerekiyor, bir göz daha olması gerekiyor. İşte bu gözü yaratan, görünmez gözü yaratan Allah’tır. Bunu Darwinizm hiçbir şekilde açıklayamaz ve bu metafizik bir olaydır.
MUHABİR: Darwinizm’in kökenine ilişkin düşünceleriniz hakkında bir soru sormak istiyorum. Darwinizm’in kökeninde ne gibi düşünceler görüyorsunuz? Ne gibi düşünme biçimleri görüyorsunuz? Daha açık sormam gerekirse, Darwinizm ve Siyonizm arasında bağlantı kurmanızın nedeni nedir?
ADNAN OKTAR: Ateist Siyonizm Allah’ı inkar üzerine kurulmuş bir sistemdir ve hem Hıristiyan hem Musevi, bütün dinlere karşıdır. Museviliğe de, Hıristiyanlığa da, İslamiyet’e de karşıdır ateist Siyonizm. Masonlukla da iç içedir, bu dinsiz, ateist, Materyalist bir yapılanmanın iki kanadır, yani ayrısı gayrısı yoktur ikisinin. Bunların bir dine ihtiyacı vardı, uydurma ve sahte bir dine ihtiyacı vardı; Bu işte Darwinizm’dir, Sümerler devrinden devam eden bir pagan dinidir, putperest bir dindir ve sapkın bir dindir; her şeyi tesadüflerle açıklar. Mesela ‘’protein nasıl meydana geldi’’ dersin? Tesadüfen. Hücre nasıl meydana geldi? Tesadüfen. Hücreler nasıl gelişti? Tesadüfen. İnsan gözü nasıl oldu? Tesadüfen. Her şeyi tesadüflerle açıklar. Bütün bu gördüğünüz meyveleri, meyve ağaçlarını, çiçekleri, insanları, kuşları, dolayısıyla meydana gelen bütün medeniyetin tesadüfler sonucu oluştuğunu iddia eder. Bu akıl almaz, mantıksız sistemi, şeytan dünyaya ikna etti masonlar kanalıyla ve ateist Siyonistler tarafından, bu ikna edildi insanlığa. Ateist Siyonizm de, masonluk da şeytana bağlıdırlar, şeytandan doğrudan emir alırlar. Şeytanın kurduğu bir dindir Darwinizm ve dünyayı 150 yıldan beri aldatıyordu fakat şu an tepetaklak devrildi, tam anlamıyla yerle bir olmuştur şu an Darwinizm, yani çırpınmaktadır, ama gerileyerek, kaçarak çırpınış halindedir. Kısa sürede netice alınacağını düşünüyorum.
MUHABİR: Bu konu hakkında yürütülen bilimsel tartışmalara, farklı çevrelerde yürütülen bilimsel görüş alışverişlerine baktığımız zaman Darwinizm’e karşı daha iyi kanıtlar bulmamız gerektiğini düşünmüyor musunuz? Çünkü Darwinizm’i şeytanın bir hilesi, bir oyunu olarak tanımladınız. Bu acaba bilim çevrelerinde Darwinizm’e karşı yürütülen savaşta, kötü bir imaj, kötü bir duruş noktası oluşturmuyor mu? Çünkü Darwinizm bir kuram, bilimsel bir kuram ve bu kuramın bazı süreçleri açıklandı, kanıtlandı, bazı süreçleri de, bazı evreleri de kanıtlanmayı ya da açıklanmayı bekliyor, tamamı açıklanmış olmasa da. Oysa bilimsel bir teorinin karşısına geçtiğimiz zaman şeytanın oyunlarından bahsedildiğinde, bu duruşunuzu ve tartışmanızı zayıflatmıyor mu?
ADNAN OKTAR: Burada oynanan oyunun vasfını belirtiyoruz, yani şeytandan kaynaklandığını belirtiyoruz. Bu dinin yorumudur, din bize bunu öğretiyor, yani Kuran’da biz bunu bu şekilde anlıyoruz. Negatif gücü organize eden güç şeytandır ama Darwinizm’i tarif ederken,ve Darwinizm’i yok ederken biz “Bu şeytanın bir oyunudur, konu bitmiştir” demiyoruz. Bilimsel olarak Darwinizm’i darmadağın ediyoruz. Önce 100 milyon adet fosil koyuyoruz ortaya. Bakın bu çok hayati bir şey. Bu rakam çok büyük bir rakam. 10 değil, 100 değil, 1000 değil. 100 milyon. 100 milyon adet yaratılışı ispat eden fosil vardır ve Darwinistler buna tek kelime bir şey söyleyemiyorlar. Ayrıca Darwinizm’in savunulmasında kullandıkları tek bir tane ara fosil yok. Yani bu çok hayati bir şeydir. Bir tane ara fosil yok fakat ispat ettiklerini söylüyorlar. Ara fosil olmadan nasıl ispat edecekler. Ben diyorum o ispat ettiğiniz ara fosillerden tek bir tanesini getirin size 10 trilyon vereceğim diyorum. Fakat getiremiyorlar. Bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi bilimsel olarak imkansız. Darwinizm buna açıklık getiremedi, getiremez de. İlk hücrenin meydana gelmesi bilimsel olarak mümkün değil. Diyorlar ki bir yağ damlası suya damladı, ilk hücre öyle oluştu. Yani bu çocukları bile güldürecek çok münasebetsiz bir izah. Yani çorbanın içindeki yağ damlacıklarını düşünün. İlk hücrenin ordan oluştuğunu iddia ediyorlar. Dinazorların sinek kovalarken uçmaya başladığını söylüyorlar. Yani beş yaşındaki çocuklar katıla katıla güler böyle izahlara. Çünkü dinazor sineği kovalıyor diyor ama sinek bir saniyede 500 kere 1000 kere kanat çırpan bir varlık ve olağanüstü bir varlık, sürekli kendini temizleyen, yönünü çok iyi tayin edebilen, çok seri uçan, müthiş manevra kabiliyeti olan bir varlık. Bunun uçmasını önemli görmüyor da dinazorun uçmasını önemli görüyor. Sinek kovalarken dinazorun uçtuğunu söylüyor. Peki o zaman sinek nasıl uçuyordu? Sinek kimi kovalarken uçmaya başladı? Yani bir kovalamaca mı gerekiyor uçmak için? İnsanlar da o zaman yaban hayvanlarını kovalarken uçmaya başladı demeleri gibi bir mantıksızlık da kendini gösterebilir o zaman. Yani her hayvan bir kovalamaca içinde oluyor. O zaman tazıların, tavşanların da uçması gerekiyor. Yani çok münasebetsiz ve safça izahları var. Onun için biz Darwinizm’i ezerken, fikren onu yok ederken çok güçlü, tamamen bilimsel, kimsenin reddedemeyeceği deliller koyduk. Mesela benim Yaratılış Atlası’nda binlerce fotoğraf ve belge var. Bunların sadece beş tanesi, on tanesi bile Darwinizm’i bitirir. Ama burada binlerce belge var. Ve Darwinizm buna tek kelime bir şey söyleyemiyor ve söyleyemez de. O yüzden yıkıldı Darwinizm Avrupa’da.
MUHABİR: Siyonizm ve Materyalizm hakkındaki düşüncelerinizi biliyorum kitaplarınızdan ve diğer kaynaklardan. Masonlar hakkında da ilginç düşünceleriniz var. Peki bu ikisi arasındaki ilişkiyi ne şekilde tanımlıyorsunuz? Masonlar ve Siyonizm ve materyalizm ideolojileri arasındaki ilişki sizce nedir?
ADNAN OKTAR: Siyonistler de Masonlar da zaten materyalistler. Yani Allah’a inanmıyorlar, her şeyin maddeden ibaret olduğuna inanıyorlar, ruhun varlığına inanmıyorlar. Dolayısıyla bir fikir birliği içerisindeler. Fakat Masonluk da Siyonistlik de Tevrat’tan bazı konuları alarak sanki inançlarının temeliymiş gibi onu gösterterek Tevrat’ın bazı hükümlerini kullanıyorlar. Bir kısmını da eski Mısır mitoslarından, Mısır medeniyetindeki bazı sembollerden alıyorlar bazı düşüncelerinde. Fakat bunların tamamı şeytani amaçlar için kullanılan semboller. Mesela piramit. Firavunların kullandığı piramit. Mesela masonluğun sembolüdür bu. Ama bu şeytani amaçlarla kullanılır. Dolayısıyla din karşıtı, dinle sürekli mücadele eden iki müessesedir. Masonluk da ateist Siyonizm de. Dünyanın her yerinde kan akıtırlar, ihtilaller çıkartılar, 1.Dünya Harbi’ni, 2.Dünya Harbi’ni kendilerinin çıkarttığını masonlar anlatıyorlar. Siyonistlerin desteği ile yaptıklarını anlatıyorlar. Fransız İhtilali’ni yapanların tamamının mason olduğunu masonlar kendi dergilerinde, kitaplarında övünerek anlatıyorlar. Bu böyle bir sistemdir. Nerede kan, nerede anarşi, nerede terör varsa Darwinist, Marksist, materyalist sistem ordadır. Bu sistemi savunan düşünce akımı da ateist Siyonizm ve masonlukdur.
MUHABİR: Açıklamalarınızdan kafamda şöyle bir bağlantı oluştu. Bunu açıklamaya çalışayım. Darwinizm hakkında söylediklerinizden şu sonuç ortaya çıkıyor. Darwinizm’in en olumsuz yanı sosyal etkileri, toplum üzerinde yarattığı etkiler. Bu sosyal etkiyle ülkeniz Türkiye arasında bağlantı kurduğum zaman aklıma şu sorun geliyor. Acaba Türkiye’de türbanın yasaklanması Darwinizm’in bir etkisinin sonucu olabilir mi? Çünkü konuşmanın başında laiklikten, özgürlüklerden söz ettiniz. İslam dininin bu değerlere çok önem verdiğinden bahsettiniz. Baskının ortadan kalkması için bunların gerekliliğinden bahsettiniz. Fakat Türk toplumunda son dönemde tartışılan ve yurt dışında da gündeme gelen konulara baktığımız zaman, en önemli noktalardan biri türbanın yasaklanması ve bu özgürlükler bağlamında son derece önemli bir konu. Acaba Türkiye’de türbanın yasaklanması ülkenizde Darwinizm’in toplamsal etkilerinden birinin yansıması olarak açıklanabilir mi?
ADNAN OKTAR: Darwinizm’in Türkiye’de tahribatı çok büyük olmuştu. 71 öncesinde Türkiye’de bir 68 kuşağı diye tabir edilen kuşak Darwinist kuşaktır. Darwinizm’e önem veren, materyalist, ateist düşünceyi savunan bir kuşaktır. Yani büyük çoğunluğu böyleydi. Öbür türlü dindar, mukaddesatçı bir kesim de vardı ama büyük çoğunluğu böyleydi. 71-81 arasında bu adeta bir tırmanışa geçti. Adeta Türkiye yıkılma noktasına geldi. İşte bu, Darwinizm’in tahribatıydı Türkiye’de. Yani Türkiye gitti gidecek deniyordu. Her yerde komünist çeteler türemişti. Anarşi ve terör kol geziyordu. Bu Darwinizm’in Türkiye’de klasik bir uygulamasıydı. Tarihi bir uygulamasıydı ve 150 yıldan beri uygulanan Darwinizm’in pilot bölgelerinden birisiydi Türkiye. Ve hakikaten netice alacaklarını düşünüyorlardı. Fakat 81’lerden sonra anti Darwinist ciddi bir faaliyet başladı. 81-91, 91-2001 yılları arasında iyice yükseldi. 2001 yılından sonra da ezici bir galibiyet, açık ve aleni bir galibiyete dönüştü anti Darwinist faaliyet. Ve Türkiye ona bağlı olarak huzur, refah, barış çağına girdi. Demokraside, insan haklarında, özgürlüklerde geniş bir düzelme oldu ve olmaya devam ediyor. Bu Darwinizm’in geri çekilmesi, ezilmesi ile elde edilen bir zaferdir. Tabi bu baş örtüsü özgürlüğü konusunda da, diğer konularda da kendisini zamanla daha çok hissettirecektir. Ben her türlü baskıya karşıyım. Başörtüsü konusunda da baskı yapılmasına karşıyım. İnsanların tam anlamıyla özgür olmasını, her fikrin açıkça ve samimi olarak savunulması taraftarıyım. Her vatandaşın da birinci sınıf vatandaş olduğuna inanıyorum. Darwinistler şu an Türkiye’de ağır bir yenilgiye uğradılar ve yenilgileri devam ediyor. Ancak cahil, ulaşamadığımız yahut katı olup fikir tartışmasına girmeyen, gerçeği aramaktan kaçınan, sert mizaçlı insanlara bazen ulaşamıyoruz. Onlar daha fikirlerini devam ettirmeye devam ediyorlar. Yoksa benim kitaplarımı okuyan bir insanın, makul bir insanın Darwinizm konusunda direnmesi teknik olarak mümkün değil. Yani böyle bir insan tasavvur edemiyorum. Mutlaka vazgeçer. Ama bir kısmı gururundan, bir kısmı inadından, bir kısmı cahilliğinden, bir kısmı da henüz daha onlara ulaşamadığımız için bu fikirlerinde ısrarcılar ve devam ediyorlar. Ama zamanla ben bunların da düzeleceğine, doğru yolu göreceğine, Darwinizm’in bir oyun olduğunu, bir pagan dini olduğunu, bir aldatmaca olduğunu göreceklerine inanıyorum.
MUHABİR: Son aylarda Türkiye’de olan olaylara ilişkinsoru sormak istiyorum. İddia edilen Ergenekon olayını yakından takib ediyorum. Son dönemde bu olayla ilgili bir çok yazı kaleme aldım. Ve yayınlandı bu yazılarım. Bildiğim kadarıyla iddia edilen Ergenekon şu an yönetimde olan İslami hükümete karşı bir darbe planlıyordu. Bu da şunu göstermiyor mu? Türkiye’de bir kısım insanın düşüncesi sizin söylediğiniz anlamda değişmedi ve toplum içinde bazı huzursuzluklar mevcut. Bunu nasıl açıklıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: İddia edilen Ergenekon’un yıkılışı Darwinizm’in Türkiye’de yıkılmasından sonra oluyor. Eğer iddia edilen Ergenekon eğer fikri gücünü devam ettirseydi kolay kolay yıkılmazdı ve yıkılması diye de bir olay olmazdı. Önce onu söyleyeyim. Fikren gücünü kaybettiği için, kendi içinde de kontrolünü kaybettiDarwinist, materyalist ve ateist bir örgütlenmeydi iddia edilen Ergenekon örgütü. İddia edilen Ergenekon şu an bu süreci yaşıyor. Dağılma ve yok olma sürecini yaşıyor. Ama bu fikri yıkılmanın arkasından olmuştur. Darwinizm’in yıkılmasından sonra. İddia edilen Ergenekon örgütü bizlere karşı da yıllardan beri bir sindirme faaliyeti içerisindeydi. Anti Darwinist olmamız, mukaddesatçı olmamız, milliyetçi olmamız, vatansever olmamız bunların bize karşı olmalarına neden oldu. Dokuz kere suikast düzenlendi. Emniyetteyken yiyeceğimin içine kokain karıştırdılar. Ve ben bunu Adli Tıp’ta ispat ettim yiyeceğime karıştırılarak verildiğini kokainin. Bu şekilde mahkemede de beraat ettim. devletin emniyetinin içerisine kokain sokuyor, yiyeceğime bunu karıştırıyor ve bunu bana yedirtiyor bu yiyeceği ve benim kanımda çıkıyor. Ve çok yüksek oranda çıktı ve Adli Tıp da bunu tespit etti yiyeceğime karıştırıldığını. Ve bu şekilde bundan kurtuldum. İddia edilen Ergenekon’un bana karşı yaptığı ve arkadaşlarıma karşı yaptığı zulüm ve saldırıların haddi hesabı yoktur. Herkes bilir. Yani bir tane iki tane, on tane değil.
ADNAN OKTAR: Türkiye’de basının üzerimizde anti Darwinist olduğumuz için çok ciddi baskısı var. Hatta bu baskılar öyle bir safhaya vardı ki mesela Tuncay Özkan isimli kişi şu an iddia edilen Ergenekon sanığı olarak tutuklu. Ayrıca polis müdürü Adil Serdar Saçan; bize operasyon yapan kişi, o da şu an iddia edilen Ergenekon sanığı olarak tutuklu. Bu kişiler ittifak ederek bize karşı mücadele vermişlerdi. Ve bizi o devirde tutuklamışlardı. Topluca bir gece operasyonuyla tutuklamışlardı Adil Serdar Saçan ve ekibi. Fakat Tuncay Özkan da burada kışkırtıcı yayınlar yaptı ve biz tutuklandıktan sonra da hemen tutuklanmamız ile ilgili emniyetin içinden bilgiler alarak kamuoyuna yanıltıcı bilgiler verdi. Biz bunun sonucunda tutuklandık bir süre hapiste kaldım ben. Ve şu anda üç yıl hapis cezası aldım bu operasyonun sonucunda. Fakat savcı dosyada benim aleyhimde, arkadaşlarımın aleyhinde çete suçu oluşturacak herhangi bir delil bulunmadığını söyledi. Ayrıca daha önce bizlerin beraat ettiğimiz bu suçtan aynı mahkemenin bize beraat verdiğini, gene beraat vermesi gerektiğini belirtti. Fakat polis ifadesinin de avukat yanında alınmadığını ve ayrıca işkence ile alındığını, bunun dışında da dosyada aleyhimize hiçbir suç delili bulunmadığını ve bu sebeple de beraat etmemiz gerektiğini söyledi. Fakat mahkeme buna rağmen bize ceza verdi üç yıl. Benim kız arkadaşlarım da var. Onlar da hayatında hiç karakol yüzü görmemiş, üniversite mezunu, kolej mezunu arkadaşlarım. Onlar da çete lideri olarak şu an üç yıl hapis cezası aldılar. Tabii biz mahkemenin kararına karşı saygılıyız. Ve ben mahkemeye karşı hakkımı helal ediyorum. Fakat savcının görüşü de bu. Bunun da bilinmesinde fayda var. Fakat bize operasyonu yapan polis müdürünün de iddia edilen Ergenekon davasında sanık olarak şu an tutuklu olması çok düşündürücü. Bize basında aleyhimizde baskı yapan, bizim aleyhimizde yayınlar yapan Tuncay Özkan’ın da şu an iddia edilen Ergenekon sanığı olarak tutuklu olması çok düşündürücü tabi.
MUHABİR: Türkiye’de çok tartışılan ve gündemde olan bir konu olduğu için sormak istiyorum. Ve bu konudaki kişisel görüşünüzü öğrenmek istiyorum. Türban sorunu hakkında siz ne düşünüyorsunuz?. Acaba kadınlar başlarını örtüp örtmeme konusunda tamamen özgür mü olmalılar? Yoksa tüm kadınlar türban takmalı mı?
ADNAN OKTAR: Tabiki özgür olmalı. Baskı İslam’da yok. Allah dinde baskıyı kabul etmiyor. Kuran’da bununla ilgili açık ayet var. Baskıyla olan şey çok samimiyetsiz olur. Özgür, samimi kanaatiyle yapılan şey dindir ve doğru olandır.
MUHABİR: Düşüncelerinizi takip etmeye, izlemeye çalışıyorum ve Türkiye’deki sosyal, toplumsal olaylarla ve gelişmelerle bağlantılar kurmaya çalışıyorum. Bu çerçevede kişisel bir soru sorabilir miyim? Acaba eşiniz türban kullanıyor mu? Başını bağlıyor mu?
ADNAN OKTAR: Ben evli değilim.
MUHABİR: Peki evlenmeyi düşünseniz türban kullanan birisiyle mi yoksa başı açık birisiyle mi evlenmek isterdiniz.?
ADNAN OKTAR: Tabiki ben dindar olduğum için başının kapalı olması tercihim olur. Ama başı açık olan bir insanla da evlenilir. Yani çok iyi Müslümandır aynı zamanda başı açık bir insan. O onun dinden uzak olduğu, dinle alakası olmadığını göstertmez.
MUHABİR: Anlattıklarınız, Darwinizm hakkında söyledikleriniz gerçekten çok ilginç ve bunları birbirine bağlamaya çalışıyorum. İran, bildiğiniz gibi dini hükümlerle yönetilen bir ülke. Suudi Arabistan gibi Kuran’ın ve şeriatın hakim olduğu ve bu kurallarla yönetilen bir ülke. Peki, İran’da da aynı zamanda ateistler var tabiki. Ben bu noktada sizin, bizim ülkemiz hakkında, İran hakkındaki düşüncelerinizin ne olduğunu öğrenmek istiyorum.
ADNAN OKTAR: Ben İran’ı severim, İranlıları severim dost bilirim. Samimi buluyorum. Ülkeniz güzel insanların, güzel huylu insanların olduğu bir ülke. Kardeş ülke. İnşaAllah Türk-İslam birliği oluştuğunda da iç içe, beraber olacağız. Pasaportsuz İran’a gidip gelebileceğiz. Bu güzel günler yakında.
MUHABİR: Türkiye’ye baktığımız zaman, İran ile karşılaştırmalı olarak baktığımız zaman Türkiye’deki özgürlüklerin sayısı ve çeşitliliği çok daha fazla. Politik partiler, siyasi partiler çok daha özgür bir ortam içinde tartışabiliyorlar ve birbirleriyle rekabet edebiliyorlar. Türkiye’de sivil toplum kuruluşları var. Oysa bunların hiç biri İran’da yok. Dolayısıyla farklı iki sistem, farklı iki yönetim biçimi var. Ve Darwinizm çerçevesindeki, bunları Darwinist buluyorum demişsiniz. Bu iki sistemi nasıl konumlandırıyorsunuz ve kendi kafanızda nasıl karşılaştırıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Türkiye’de Darwinist tehlike hemen hemen yok oldu. İran’da zaten Darwinist tehlike yok. Bu iki ülke için Darwinizm’den bahsedemeyiz. Ama İran’ın anayasasında zannediyorum 1. maddesi “Bu anayasa Mehdi çıkıncaya kadar geçerlidir.” diyor. Yani Mehdi çıkmadan önceki sistemin zaten zayıf, zaten eksik olduğunu İran devleti kabul ediyor. Dolayısıyla İran’daki eksiklikler Mehdi’nin zuhur etmesiyle ortadan kalkacaktır. Mehdi’nin zuhuru yakındır. Hz.İsa’nın nuzülü de yakındır. İran tam bir özgürlük ülkesi olacak, tam bir refaha ve zenginliğe kavuşacak. Ama bu ancak Mehdi’nin zuhuru ile olacaktır. Onu belirteyim.
MUHABİR: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Bu son sorumdu. Teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Çok memnun oldum geldiğiniz için. İnşaAllah gene görüşürüz. Şeref verdiniz.
MUHABİR: Teşekkür ederim. 27 Ekim 2008
|