DAMLA HANIM: Bugünkü yayınımıza canımız ve bir tanecik Hocamız’la başlıyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Dünyanın her tarafında Mehdiyet’in doğum sancısı, en görmez gözlerin bile göreceği şekilde zuhur etmeye başladı. Bakın, her yer kaynıyor. Her yer kanserleşti. Baştabibi bekliyor, inşaAllah. Hiçbirine dünya çözüm getiremiyor. Mesela Suriye’de, şimdi farz edelim rejim gitsin. Esad gidiyor, yerine bir rejim gelecek. Yine olmaz. İlla ki Hz. Mehdi (a.s). Mısır, bakın söyledim; “Mısır hiçbir şekilde rahatlamaz” dedim. İlla ki Hz. Mehdi (a.s),inşaAllah. Çünkü Allah ona göre yaratıyor.
Millet zannediyor ki, bir kısım adamlar, bir kısım kardeşlerimiz; işte böyle çeklerle senetlerle uğraşılsın, evlenilir, düğün yapılır, yer, içer yatarsın, okul olur, iş yeri kurarsın, eğlence yeri gibi görüyorlar dünyayı. Öyle bir yer değil burası. Allah; “öyle bir şey yapacak olsak, şanımıza uygun yapardık” diyor. Burası imtihan yeri. Hz. Mehdi (a.s) gelsin diye, müminler imtihan olsun diye, Hz. İsa Mesih (a.s) insin diye, her yerde Allah anılsın diye, Allah tarafından yaratılıyor. Dolayısıyla Allah; “oyun ve eğlence yeri değil” diyor özetle. Burası imtihan yeri. Harikulade imtihan oluyoruz. Çok çok çok yüksek vicdanlılar, Allah’ın sırlarını görüp öne geçiyorlar. Ayette diyor; “öne geçenler, ortada kalanlar, kaybedenler,” değil mi bakın yarış yeri, inşaAllah.
“Derin tetkik ve tecrübeye” diyor “muhtaç olan, nazari meseleler elbette bedihi olmaz” diyor Bediüzzaman açıklamada. “İster istemez herkes tasdik edecek derecede zaruri olmaz” diyor. “Tâ ki, Hz.Ebu Bekir'ler âlâ-yı illiyyîne çıksınlar,” adi, kömürleşmiş, karaktersiz insanlar da “esfel-i sâfilîne insinler” diyor. “Bu hikmet içindir ki, mucizeler seyrek ve nadir verilir” diyor. “İmtihan sırrını bozmamak için” diyor. Yine bu sebeple, Hz. İsa Mesih (a.s) bile geldiğinde kendisi dahi kendisini bilmez” diyor.Hz. İsa Mesih (a.s) olduğunu ilk başlangıçta bilmez. Hz. Mehdi (a.s) da bu imtihan sırrı olarak bilmiyor. Hz. Mehdi (a.s) da bilmiyor. Başlangıcında bilmez bidayeten. Sonradan belki bir hüsnü zan olabilir. Ama hiçbir şekilde bilemiyor. Ömrünün sonuna kadar da bilemez. Yani yine her halükarda Allah esirgesin, Cenab-ı Allah’ın imtihanı olarak cehenneme gitme korkusu içerisinde olur, inşaAllah.
Çünkü kardeşim bu imtihanla, sonsuz hayat yaşanıyor bu eğitimle. Şimdi yüz trilyon sene dersek, sıfır hükmünde oluyor. Yüz trilyon çarpı yüz trilyon şeklindeki bir ifadeyi yüz trilyon sene söylesek, bu çıkan rakam kadar olan ömür, ne kadar diyorsun sonsuzluğa nazaran? Sıfır hükmünde oluyor. Şimdi böyle uçsuz bucaksız bir hayat olduğu için Cenab-ı Allah imtihanı çok sağlam yapıyor. Yarım imtihan yapmıyor. Allah, kenara itiyor, geri çekiyor, yana getiriyor, aşağıya indiriyor, yukarıya çıkartıyor, zoruna gidecek şeyler yapıyor, nefsini ezecek şeyler yapıyor. Korku meydana getiriyor, acılar meydana getiriyor, fedakârlık yapacağı olaylar meydana getiriyor. Tekrar tekrar tekrar yapıyor bu imtihanı Cenab-ı Allah. İyice olduktan sonra Katına alıyor. İlla ki o eğitimden geçecek.
Şimdi mesela bak Hz. Mehdi (a.s) için şuan kıyamet durduruldu. Normalde dünya çoktan eskidi, köhneleşti. Hemen darmakeşan edilecekti. Bir gün kalmıştı kıyametin kopmasına, bir gün. O bir gün kala Allah kıyameti durdurdu, Hz. Mehdi (a.s)’ı getirdi. Hadis, Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor. Şimdi anlamazlıktan gelenlerin sorunu şu; onlar geleneksel, tutucu bir İslam anlayışı içindeydiler. Onlar, Hz. Mehdi (a.s)’ı anlamadığından değil, alametlerini anlamadığından değil. Anladılar, fakat yanlış bir Hz. Mehdi (a.s) çıkacak diye korkuyorlar. Yani yanlış bir Hz. Mehdi (a.s)’a yanlış ortam hazırlarız da o da çıkar, adam “ben Mehdi’yim hadi hayırlı uğurlu olsun. Siz seçmediniz mi beni? Siz ayarlamadınız mı sistemi? İşte bende başa geçtim. Şimdi de iflahınızı keseceğim.” Öyle bir şey olacak zannediyorlar. Yani Allah’ın yapacağına inanmıyor onlar. Yani kaderde olandır, başarılıysa başa geçtiyse o Hz. Mehdi (a.s)’dır zaten. Yani yanlışlık yoktur. Yanlışlıkla yapmış olmazsın. Onlar zannediyorlar ki, gerçek Hz. Mehdi (a.s) gelene kadar, yanlışlıkla alakasız olan birini ya Hz. Mehdi (a.s) yaparsak, durduk yere ne olacak? Böyle bir olay olmaz.Mesela Peygamberimiz (s.a.v), birçok kişi, birçok salak “öyle rast geldi, şairdi –hâşâ-, tarihişartları da biliyordu. İşte Bir Hıristiyan, Musevi yardımcı oldu, öyle aklına gelen şeyleri söyledi, Kuran da oluştu, işleri de rast gitti” zannediyor. Dünya çapında Allah İslam dini meydana getiriyor. Rastlantıyla olur mu bu? Olacak iş mi? O kadar mucize görüyor, yine şüpheleniyor, hayret. Mesela Kuran’ın hiçbir yerinde çelişme yok. 6666 ayet var. İnsan hafızasında tutabilir mi bunu? Çelişmeden yalan söyleyebilir mi? 6666ayet birbiriyle çelişmeyecek. Olacak iş mi bu? Başlı başına mucize. Bir insan çıkacak ömrü boyunca peygamberlik edecek, kimse de ona bir şey yapamayacak. Binlerce, on binlerce düşmanı olacak, fakat kimse bir şey yapamayacak. Bu da olacak şey değildir. Bunların hepsi mucizedir.
Dolayısıyla şimdi güzel bir imtihan dönemindeyiz. Bu geleneksel düşünen kardeşlerimiz, onlar hakikaten kafalarında bir sarıkla, beyaz atın üstünde bir Mehdi çıkacak bir gün, İstanbul Topkapı’dan şehre girecek, arkasında sarıklı cübbeli talebeleri olacak, başında beyaz bir bulut, bütün turistler gelecek herkes gelecek, bulutun üstünde melek kanatlarını sürekli açıp, kapatıyor. Mesela halk Fransızca konuşmayı bilmiyorsa hemen Fransızca konuşmaya başlayacak gökten bir melek. Fakat buna rağmen iman etmeyecek adamlar “Ya bir oyun mu acaba bu?”diyecekler, inanmayacaklar. Müslümanlarda inanmayacak 313 tane talebesi olacak buna rağmen. Melekler bütün göğü kaplayacak, Sırpça, Hırvatça, Çince, aklınıza gelen “bütün dillerde gökten bağıracaklar” diyor. “Bütün gökyüzü on binlerce melekle dolacak, bağıracaklar Hz. Mehdi (a.s)’dır bu diyecekler, elleriyle işaret edecekler.” diyor. Başının üstündeki buluttan da bahsediyor. Şimdi baktılar böyle biri gelmiyor. Anlattıklarımız doğru da buna benzemiyor. Bir de elinde kılıç olacak tabii. Bir doğramaya başlayacak, önce Aleviler, Bektaşiler, Şiiler, Vahabiler, bir girecek mesela doğu sınırından İran’a gel kardeşim Şii misin? Yat, tak tak tak tak doğrayacak Hz. Mehdi (a.s). Vahabi misin? Yat hemen koy kafanı şöyle diyecek. Vurdukça kafalarını uçuracak. Kan denizi oluşacak artık böyle. Atların göbeğine gelecekmiş kan. Nasıl oluyorsa? Kan da pıhtılaşmayacakmış. Deniz haline gelecekmiş böyle. Yüzecekmiş atlar kanın içerisinde. Şimdi baktılar böyle bir Hz. Mehdi (a.s)’ın geleceği yok. Şimdi Mehdiyet’in devri de geldi. Tarif ettiklerimizin doğru olduğunu anlıyor. Adamın kafasındaki imaj ne olacak? Atamıyor onu da. “Bunda o zaman bir iş var, hiç yanaşmayayım en iyisi. Her şeyi reddederim” diyor.
7000 yılla ilgili hadisleri reddediyorlar. 5600 sene onu reddediyorlar. Aklına ne gelirse her şeyi reddediyorlar artık. “Kuyruklu yıldızlar çıktı mı?” diyoruz. “Çıktı” diyor. Alaka? “Alakası yok” diyor. “15 gün arayla ay ve güneş tutulması oldu mu?” diyoruz. “Oldu ama bu, o değil ki” diyor. “Bir daha olacak” diyor. “Afganistan işgal edildi” diyoruz. “Olsun bir daha olacak” diyor. Irak? “O da bir daha olacak” diyor. “Halley kuyruklu yıldızı?”“Bir daha gelecek.”“Lulin?” Lulin 6000 senede geliyor. “Yok, bir daha olacak” diyor. “Kâbe bir daha basılacak” diyor. Kâbe’nin ilk basılmasını kastediyor Peygamberimiz (s.a.v); “Bir kere olacak” diyor, “o da Hz. Mehdi (a.s) devrinde olacak, başka da olmayacak” diyor. “Yok ikinci kere olacak” diyor. “Fırat’ın suyu bir daha kesilecek” diyor. ‘Kesildi’ diyoruz. “Olmaz, sayılmaz. Bir daha kesilecek” diyor. Allahualem bunaldılar. Delirecekler. Anladılar hâkimiyet de oluyor.Fransa’da yobaz takımı bir site açmış. Bayağı da taraftarı var. Kudurmuş gibi gece-gündüz,“Darwinizm’in geçersizliğini anlatıyor bu kişi, çok büyük tehlike bu” diyor. Müslüman bunlar. Sarıklı cübbeli. “İslam’da evrim vardır. Yaratılış düşüncesi yoktur. Hıristiyanlardan alma bu düşünce” diyor. “Biz bir Müslüman olarak elhamdülillah, evrimi savunuyoruz” diyor. “Darwinizm’i savunuyoruz. Bu adam gafildir” diyor benim için,“dalalete düşmüş” diyor. “Evrimin geçersizliğini anlatıyor” diyor. Fransız, İtalyan, Alman, dünyanın her tarafından Darwinistleri toplamışlar. Adamlar da kudurmuş gibi adamlar hem Katolik, bir kısmı ateist. “Müslümanlıkta var mı bu? Ne yapıyor bu?” diyor benim için. “İslam’a savaş açmış. Yaratılışı savunuyor. Allah; ‘Ol’ dedi oldu diyor” öyle diyor, diyor. “Kuran evrimi, Darwinizmi anlatıyor. Anlamazlıktan geliyor” diyor. “Bu bizim dinimizi yıkacak” diyor. Bayağı da giriş varmış. Çok büyük bir site.
Kardeşim, ahir zamanın harikalığına bakın. “Allah yarattı” diyorsun, “Olur mu öyle şey? Evrimle yaratıldı. Tamam, Allah yaratıyor ama evrimle yaratıyor. Darwinizm doğru, anlatılanların bütün hepsi doğru ama Allah yapıyor” diyor. Yani tabii oradan dinsizliğe geçmek çok kolay olduğu için. “Mutasyonla tesadüfen oluyor” diyor adam. O da “Yok, Allah yaratıyor” diyor. Dolayısıyla baktılar ki, hakikaten İslam hâkim olacak, Fransız derin devleti, İtalyan derin devleti, şusu busu falan,nerede hoptirik takımı varsa ayaklanmış vaziyette. Kardeşim, çırpındıkça da ben acayip vuruyorum, komaya girdiler ama ilimle, bilimle tabii, akılla. O kadar hoşuma gidiyor ki hâlbuki çok büyük siteleri. “Nereye dönsek Harun Yahya kitapları var. Nereye gitsek Harun Yahya CD’leri var. Çok büyük bir tehlike. Derhal engellememiz lazım” diyor. Öyle dedikçe adam da diyor ki “Bu tehlike nedir? Bize de bir anlatın bakalım” diyorlar.Tehlikeyi öğrendikçe olayın çapı daha da gelişiyor.
Şimdi kısa bir ara verelim.
ADNAN OKTAR: İmtihanda, Allah o kadar güzel bir sistem kurmuş ki, Allah’ın varlığı hem çok açık, hem de şüphe edecekleri delil de yaratıyor Allah. Onu kasten, özellikle yaratıyor. Aklı zayıf olanları düşürmek için. Vicdanı yüksek olanlara da güneş gibi kendini gösteriyor Cenab-ı Allah. İmtihanın zaten yöntemi budur. Mesela farz edelim bir hastalık veriyor, mesela kanser hastalığı veriyor. Adam diyor ki hâşâ “Ben sürekli iyilik yapıyorum. İnsanlara güzellik yapıyorum Allah da bana kanser hastalığı verdi” diyor, hâşâ, neuzübillah “demek ki Allah yok” diyor. Diğer mümin de diyor ki “Ben sürekli iyilik yapıyorum, güzellik yapıyorum inşaAllah. Bunlar çok az. Cenab-ı Allah bana kanser verdi demek ki daha şevkli olmam gerekiyor. Daha gayretli olmam gerekiyor. Elhamdülillah. Beni seçtiğine göre” diyor. “Allah veli kullarına çile verir, zorluk verir. Demek ki beni güçlü görmüş” diyor. “İmtihana layık görmüş, elhamdülillah” diyor. Onun için birçok kişi kaybeder, birçok kişi de kazanır. Uzun imtihanın olması çok önemli kardeşim. Ben akşam da düşündüm. Çünkü ucu bucağı yok yaşanacak hayatın. Her şeye eksiklik koymuş, Allah. Yani mesela güzel göz diyorsun kadının güzel gözü, ama kadının gözü bakımla güzel olabiliyor. Allah istese kelebek gibi gayet süslü yapar gözünü, hiçbir şey de olmaz. Mis gibi olur ama yapmıyor Allah. Mesela burnu nur gibi olur. Böceklerin de burnu var tertemiz, pırıl pırıl, gıcır gıcır parlıyor. Ne ellerini yüzlerini yıkıyorlar, ne dişlerini yıkıyorlar, bayağı mutlular, böcek artık bunlar. Pırıl pırıllar, çok renkliler. Hiçbir şekilde ne yıkanma var, ne şu var, bu var inşaAllah. Tabii kendi kendilerini temizliyorlar o ayrı mesele de. Akşama kadar onunla uğraşıyorlar, maşaAllah. Gözün cennetteki şeklini insan biliyor. Çünkü bak eğer mükemmellikse zaten kromozomda, kofulda, eşyada, her şeyde mükemmelliği gösteriyor Allah, gücünü gösteriyor. Göze böyle acz verilmesinin kasten olduğu, açık belli oluyor. Mesela buruna acz verilmiş, ağza acz verilmiş. Mesela insan ister ki ağzı, kadının ağzı pırıl pırıl olsun, tertemiz olsun isterler. Olmuyor. İlla ki yıkayacak, temizleyecek, uğraşacak buna rağmen, eh. Mesela kulağı acz içinde, saçı acz içinde. Acz içinde olmayan hiçbir yeri yok. Tek tek kasten yapıldığı anlaşılıyor. Çünkü Allah, mükemmel yaratmış. Mesela atomun yapısında kusursuzluk var. Atomda mükemmel. Mesela molekülde mükemmellik yapıyor. Kofullar mükemmel oluyor. Hepsini mükemmel yapıyor. Eşyayı mükemmel yaratıyor ama insana, acz üstüne acz. Hatta bana diyorlar ki; “Sen nasıl böyle neşeli olabiliyorsun?” şaşırıyor. Hâlbuki normal neşem. Makul neşe. Yani “Bu güç nerden geliyor?” diyor. “Harika görüyorum” diyor. Hâlbuki normal, makul olan bir şey bu. Ama sathi bakınca insanlar bunu göremez.
Bakın, koskoca dünya şu an Mehdiyet’in, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın etrafında dönüyor, bütün olaylar. Bütün dünya mesela Suriye’deki olayları Allah onun için çıkarıyor. Irak’taki sistem onun için değiştirildi. Saddam onun için devrildi.
Bakın, şimdi bir şey söyleyeceğim çok önemli; İran ya Hz. Mehdi (a.s)’a teslim olur yahut İran yıkılacak söyleyeyim. Paramparça olacak İran. Önden söylüyorum. Tarihi yazsınlar. En az iki, üç parçaya bölünecek veyahut Mehdiyet’e teslim olsun. Mehdiyet’e dürüst baksın. Çünkü buraya çağırdım ben; “Ya İsrail kabul etmezse” diyor. Bakın Hz. Mehdi (a.s) geldi diyorum, “Ya çıkmazsa” diyor. Kardeşim, sen kafana takma dedim. Benim bir bildiğim var ki, söylüyorum. Ayetullah bunu söylüyor. “Ya çıkmazsa.” Çıktı, bana güven diyorum. “Amerika müsaade etmez” diyor. Ben konuştum dedim müsaade edecekler, bir şey yok diyorum. Daha hâlâaklı yatmıyor. Daha hâlâ hurafe peşinde. Belli ki, kuyunun dibinde, bin küsur sene ruh olarak duran Hz. Mehdi (a.s) çıkmaz. Duvarlarda görüntü olarak görünecek olan Hz. Mehdi (a.s), kulağa sesli olarak gelecek olan Hz. Mehdi (a.s), bu çıkmaz belli. Bunu sen de biliyorsun, biz de biliyoruz. Bunun hurafe olduğunu beş yaşındaki çocuk bile bilir. Neden anlamazdan geliyorsun?Mehdiyet’e teslim olun, kurtulun. Bunu İran’a ben, yazılı da göndermeyi düşünüyorum Mehdiyet’i. Çünkü Mehdiyet’e karşı kesin tavır almış durumda İran. Allah, Mehdiyet’e her direnen ülkeyi yıkıyor, söyleyeyim.
Bakın Saddam direniyordu Mehdiyet’e, Allah devirdi onu. Afganistan, Mehdiyet’e kapalıydı. Yani Mehdiyet’in ideolojisine, düşüncesine, sahabe dönemi modeline kapalı. Aynı şekilde Suudi Arabistan da öyle. Allahualem o da yıkılacak, söyleyeyim. Yani Mehdiyet’e direnen bütün ülkelerin tamamı yıkılacak. Teker teker, sıradan gidecekler ve hepsi Mehdiyet’i kabule mecbur olacaklar. Bakın ben buraya yazıyorum. Kabul eden, kurtulacak. Kabul etmeyenlerin hepsi yıkılacak. Yani böyle bir durum var. Önden ben bunu söylüyorum ki, vicdanen sorumluluğum olmasın. Dünyayı yöneten güçler, Hz. Hızır (a.s)’ın kontrolünde, İsa Mesih (a.s)’ın kontrolünde. Bir şey biliyorum ki, söylüyorum. Çünkü Hz. Hızır (a.s) vahiyle hareket ediyor. Yıkın denildimi yıkarlar söyleyeyim. Bakın“ülkelerin” diyor Kehf Suresi’nde şimdi göstereyim.
Bakın açtım, Kehf Suresi çıktı, maşaAllah. En başına geliyorum Kehf Suresi’nin. Şimdi Kehf Suresi’nde Hz. Hızır (a.s) kıssasına geliyoruz. Önce kehflerden bahsediyor. 59. ayet. Burada olay anlatılıyor, çok açık, net. Şeytandan Allah’a sığınırım. “İşte ülkeler” İran, Irak, Suriye, Lübnan, hepsini sayarız. İşte ülkeler diyor Allah. Gösteriyor. Bir kere ülkeler var.“onlar” ülkeler “zulmettikleri zaman” zulüm ne? Allah’ın sistemine direndikleri zaman, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışına direndikleri zaman, Hz. İsa Mesih (a.s)’a direndikleri zaman, Kuran ahlakına, İttihad-ı İslam’a direndikleri zaman bu zulümdür. İttihad-ı İslam’a direniyorsa, Mehdiyet’e, Hz. İsa Mesih (a.s)’a direniyorsa, bu zulümdür. “onları yıkıma uğrattık.” Parçaladık. Bakın Kehf Suresi’nin başlangıcı bu. 60’ta, Hızır (a.s) kıssasına geçiliyor. 59’da Hz. Hızır (a.s)’ın sistemi anlatılıyor, yöntemi anlatılıyor, 60’ta doğrudan konuya geçiliyor. “Ve yıkımları için” yani o ülkelerin yıkılması için“bir buluşma zamanı tespit ettik.” Hz. Hızır (a.s)’ın, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın veyahut o devrin görevlilerinin, kırkların, kimse, Hz. Hızır (a.s)’ın talebelerinin buluşma zamanını tespit ettik. Şimdi ne yapıyor Cenab-ı Allah? 60. ayete geçiyor. “Hani Musa genç yardımcısına demişti: “İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim” neresi iki denizin birleştiği yer? İstanbul “ya da uzun zamanlar geçireceğim.” Çeşitli zaman boyutlarında gezeceğim. Uzun zamanlar, çeşitli zaman boyutları. 61-“Böylece ikisi, iki denizin birleştiği yere ulaşınca”iki-iki“balıklarını unuttular.” Balık çağı bitiyor. “Denizde bir akıntıya doğru kendi yolunu tuttu.” Bunu çok daha ilerde söyleyeceğiz. Bu ayetin ne anlama geldiğini inşaAllah. Bir tefsir yönünü açıklayacağız inşaAllah. Ama bakın ülkelerin yıkılması için önce bir buluşma ve toplantı yapılıyor. Toplantıda yıkılma kararı alınıyor, ondan sonra yıkılıyor ama ne yaptıkları vakit? Zulmettikleri zaman. İttihad-ı İslam’a direnmek, Kuran ahlakına direnmek, Mehdiyet’e direnmek, Hz. İsa Mesih (a.s)’a direnmek, muhalefet etmek. Allah yıkacağım diyor. Ebcedleri de manidar tabii. Bakacağız sonra, inşaAllah.
Bakın Bediüzzaman’ın, Risale-i Nur’dan okurken bazı sözler seçtim. Diyor ki Bediüzzaman: “Sağ yolda kanun ve nizama tabiyet mecburiyeti vardır.” Yani disiplinli, güzel ahlaklı, ölçülü, kurallara dayalı, helale harama dayalı bir hayat vardır. “Fakat o külfet içinde (zorluklar da vardır) bir emniyet ve saadet vardır.”İnsan mutlu olurdiyor. Mesela tamam zinaya yaklaşmıyorsun, içkiye yaklaşmıyorsun, domuz eti yemiyorsun, birçok haramı yapmıyorsun. Kısmen de külfeti vardır bunun, zorlukları vardır. Fakat diyor ki; “Bir emniyet ve saadet vardır” diyor. Hem sağlıklı oluyorsun, hem mutlu oluyorsun, hem sevinçli oluyorsun, kalp ferahlığı oluyor, sıkıntın olmuyor. “Sol yolda ise serbestiyet ve hürriyet vardır.”İstediğinle, istediğini yap serbest. Ye, iç, canın ne istiyorsa hepsini yapabilirsin diyor. “Fakat o serbestiyet içinde bir tehlike, bin bir türlü bela ve şekâvet”şiddetli bir sıkıntı“vardır”diyor. Herkes de bunun farkında. “Şu sahrânın Mâlik-i Ebedî ve Hâkim-i Ezelîsinin ismini al.” Ezelî Hâkimi’nin, Ebedî Mâliki’nin, mülk sahibinin, Allah’ın ismini al. O’na yani Allah’a kendini teslim et. “Ta ki bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hadisatın karşısında titremeden kurtulasın.”‘Sürekli vesvese eder, canın yanar’diyor. ‘Sürekli ızdırap çekersin ama Allah’a tam teslim olur, tevekkül edersen çok rahat edersin. Öbür türlü kâinatın dilencisi olursun. Izdırap çekersin’ diyor. ‘Ve her hadisatın karşısında titremeden kurtulamazsın, her şeyde canın yanar. Bunu yap’ diyor. Bak diyor ki Bediüzzaman: “Her şey Cenab-ı Hakk’ın namına hareket eder ki”her şey Cenab-ı Hakk’ın namına hareket eder“zerrecikler gibi tohumlar”,küçük küçük tohumlar “çekirdekler, başlarında koca ağaçları taşıyor.”Mesela küçük bir kiraz tohumundan, 30 metrelik kiraz ağacı oluyor. Küçük bir incir çekirdeğinden 35-40 metrelik ağaç oluşuyor, on binlerce, yüz binlerce meyve veriyor. “Dağ gibi yükleri kaldırıyorlar” diyor. Ufacık değil mi? İncir çekirdeği ufacık. 20 sene sonra, hızlandırılmış bir film olarak seyretsek, 20 metrelik ağaç. Dallarında binlerce bal torbası gibi, bal küpü gibi meyveler. Şekeri tam ayarlı, kıvamı tam ayarlı. “Demek her bir ağaç, Bismillah der. Hazine-i Rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor.”Avucunuzu açıyorsunuz Cenab-ı Allah da dolduruyor diyor. Çünkü kara toprağın içerisinde bir tahta parçası var, tahta parçasının ucunda adeta bir musluk var, o musluktan meyve yağıyor. Açtın mı musluğu meyve yağıyor. Portakallar, elmalar, kirazlar, aklına ne gelirse. “Bizlere tablacılık” sunuculuk “ediyor” diyor. Tezgâhtarlık yapıyorlar diyor. Yani açıyorlar sergiyi. Pazara gidiyoruz nasıl sergide nasıl meyveler dolu. Ağaçlar da size pazar sergisi gibi diyor. Gidiyorsunuz oradan avuç avuç doldurup gidiyorsunuz diyor. Yiyeceğiniz ne varsa. Güzel yani Bediüzzaman’ın böyle düşünmeye sevk eden ifadeleri. Tabii bunların tamamını okuduğunda insanlar, kalbinde Allah’a karşı müthiş bir sevgi, müthiş bir muhabbet oluşuyor. Derin düşünmeyi öğreniyorlar. Derin düşününce, aklı açılmış oluyor. Aklı açılınca da,Hakkel yakinimana doğru yol almış oluyorlar. Onun için Nur Talebelerinde ben onu çok görürdüm.Yani yürürken mesela yere bakarak yürürler. Çok temiz giyinirler. Sohbetlerde mesela ben Risale-i Nur dershanelerine giderdim, ders yapılan evlere, evde bir huzur olur yani değişik. Mesela Bediüzzaman sözleri tabloları olurdu. Güzel böyle camekânlı. Ve çok sıcak, nezih bir hava olurdu. Sohbette bir ferahlık hissederdi insan kalbinde. Sonra modernleştiler. Bir şeyler yaptılar böyle kendi kafalarına göre. Hepsi için demiyorum, çok küçük bir bölümü için diyorum, böyle züppe, entel dantel garip bir hal aldılar bir kısmı. Dolayısıyla o lezzet bir kısmında azaldı. Allahualem onun nedeni de, yine Mehdiyet’e tavır almaları olabilir. Çünkü Mehdiyet’e tavır almak, Allah kıyameti durduruyor Mehdiyet için, adam Mehdiyet’e tavır alıyor. Allah’ın çok gücüne giden bir şey bu. Çok gücüne giden bir durum. Ya paramparça ediyor, ya dağıtıyor, ya mutluluklarını ellerinden alıyor, ya güçlerini Allah ellerinden alıyor, mutlaka bir ızdırap duyuyorlar, acı duyuyorlar.
Var mı anlatmak istediğin?
DAMLA HANIM: Var Hocam inşaAllah. Hutbe-i Şamiye İslam Birliği ve Küresel Barış Konferansı, dün Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinde sabah saat 09.00’da başladı inşaAllah. Konferans herkese açık. Konferansa Mehmet Görmez Hocamız, Mustafa Özcan ve Üstad’ın talebelerinden Mehmet Fırıncı ve Abdülkadir Badıllı Ağabeylerimiz de konuşmacı olarak katılıyorlar. Dün yapılan konuşmalarda, İttihad-ı İslam’ın Kuranî bir kavram olduğu ve İttihad-ı İslam’a olan ihtiyacın ne kadar açık olduğu konuşulmuş, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sungur Ağabey’in tatlılığını görüyor musun? Acayip şeker, maşaAllah.Bediüzzaman’ın son zamanlarını çok andırıyor. Çok benziyor Bediüzzaman’a. Bir küçük Sait Ağabey var, o çok benziyor. Allah’ın hikmeti. Bu nasıl oluyor? Ben anlamıyorum. Kutlular Ağabey de çok benziyor, Mehmet Kutlular. Bayağı benziyor Bediüzzaman’a. Yaşlandı iyice benziyordur Allahualem. Epeyden beri görmüyorum. Bir göreyim Hocamızı. Sungur Ağabey de çok benziyor. Mesela bak sesinin güçsüzlüğü falan Bediüzzaman da öyle yaşlılığında sesi çok güçsüzdü. O da öyle, çok şeker.
Yalnız kardeşim geçenlerde öyle düşündüm. Sungur Ağabeyin camide benimle ilk karşılaştığı gün, Hz. Mehdi (a.s) konusunu sorduğumda, bana bu kadar açık ve net olarak, Hz. Mehdi (a.s)’ın Nur Talebesi olmayacağını ve bambaşka olacağını söylemesi, çok büyük bir olaydır. İnanmayan varsa yaşıyor, sorabilirsiniz Sungur Ağabey’e, isteyen sorsun. Yaşıyor şu an Allah’a çok şükür. Bu sözüm doğru. Bakın çok acayip bir şey bu. Daha yeni gördü beni. Benim başımda beyaz sarık vardı. Sırtımdan aşağı sarkıtıyordum sarığı. Bizim çocukların da hepsini başında sarık vardı, oturuyorduk camide, Kılıç Ali Paşa Cami’ydi hatırladığım kadarıyla. Akademinin üstündeki cami. Akademiden sonra ikinci cami. Caminin girişinde sağ tarafta oturuyordu çocuklar. Sungur Ağabey’in üstünde kahverengi cübbesi vardı, kahverengi de takkesi vardı deve tüyü renginde. “Senin adın ne kardeş?” dedi bana. “Adnan, Hocam” dedim. “Soyadın ne?” dedi. “Oktar” dedim. “Nerelisin?” dedi. “Ankaralıyım” dedim. Hemen cebinden bir defter çıkardı. Deftere adımı yazdı. Bir ebced hesabı yaptı böyle. Sonra dedim ki, tabii ben hissettim onu bir kasıtla yaptığını anladım. “Hocam size bir şey soracağım” dedim. “Hz. Mehdi (a.s), Nur Talebesi mi olacak?” dedim. Ben zannettim ki “Tabii ki Nur Talebesi olacak” diyecek zannettim. Çünkü herkes kendi cemaatinden bekler. Mesela Nakşibendî olan, Nakşibendî olacak. Kadirî olan, Kadirî olacak zanneder değil mi? Yahut öyle umar en azından. “Nur Talebesi olmayacak dedi Bediüzzaman” dedi. “Peki, ne olacak o zaman Hocam?” dedim. “Bambaşka olacak” dedi. Benim tabii çok acayip hoşuma gitti, çok hayret ettim, o bilgiyi bana vermiş olmasına. Çünkü ben aylardan beri araştırıyordum. O zaman tam konuşacaktı mübarek. Aslında biraz daha konuştursaydım keşke diyorum. Sonra çok temkinli oldu. Eğer sorulursa cevap vermiyor. Bu, Şeyh Nazım Hocam’da da var. Kendinden bir sünuhat olursa söylüyorlar. Mesela “Hocam bize Hz. Mehdi (a.s)’dan bahset” deyince bahsetmiyor. Mesela Sungur Ağabey o zaman “Kardeşim, biz hizmete ağırlık verelim” diyor. Öbür gittiğimde de durduk yere, ahir zaman, Hz. Mehdi (a.s)’dan konuşuyorduk. “Bediüzzaman bana dedi ki: ‘Ben görmeyeceğim. Sen göreceksin’ dedi bana” dedi. Talebeleri falan herkes dondu kaldı. Bayağı kalabalıktı. Onlar da “İlk defa söylüyor” dediler. Bunun şahidi orada en az 20 kişi vardı Sungur Ağabey’in talebesi. “’Ben görmeyeceğim. Sen göreceksin’ dedi bana” dedi. Kardeşim çok açık işte. Sonra üçüncü gidişimizde, son gidişimizde yine her seferinde o konuyu açıyor. Ben nezaketen hiçbir şey söylemiyorum, fakat o söylüyor.
Epeyden beri gitmedik Sungur Ağabey’in yanına. Aslında ben bir daha gitsem iyi olabilir, inşaAllah. Bir ara önceden, durumu müsait mi? Çünkü o bazen burada olmuyor veyahut yorgun oluyor, Ankara’da da oluyor. Bu gittiğimizde de zaten zor anlaşılıyor konuşması, “biz kendi aramızda konuştuk Hz. Mehdi (a.s) konusunda” dedi. “Yaşı genç olanların Hz. Mehdi (a.s)’ı göreceğini” söyledi orada da. “Ama ben herhalde görmem” dedi. “Yok, Hocam siz göreceksiniz özellikle” dedim. Daha önce de söyledim. İlk şeyde söyledim, ölmek üzere falan dediler. Ben anladım bir anormallik olduğunu, hemen süratle oraya gittim. “Hocam hâşâ sizde bunamadan falan bahsediyorlar. Siz velisiniz sizde bunama falan olmaz” dedim. O dedi ki: “Ben yaşlandım. Aklım da zayıfladı” ona benzer, onların dediğini kabul eder gibi konuştu önce. “Ölmek üzereyim, yaşım geldi. Herhalde bu sene ölürüm” dedi. Öyle konuştu, açık açık söyledi. Zaten perişan vaziyette. Ölüm telkini yapılmış. Bir de “Aklı gitti” diyorlardı. “Şuurunu kaybetti. Aklına zayilik geldi, bunadı.” Falan gibi hâşâ. “Hocam siz bir kere görevlisiniz. Hz. Mehdi (a.s) çıkmadan siz vefat etmezsiniz inşaAllah. Bu bir. Bir de velisiniz. Velide bunama olmaz. Öyle bir olay yok” dedim. Birden açıldı. Acayip canlandı. Acayip sağlık geldi üstüne. Ondan sonra gitti Rusya’ya. Rusya’da Risale-i Nur dersleri yasaklandı falan. Bütün Rusya’yı birbirine kattı. Acayip salladı Rusya’yı böyle. Sonra yine serbest bırakıldı Risale-i Nur. Bayağı da iyi şu an. Sonra o da tasdik etti. “Evet, velilerde bunama olmaz.” dedi. “aklını kaybetmez” dedi. “Görevlisiniz siz” dedim ben. Onu da inkâr etmedi zaten. “Siz Hz. Mehdi (a.s)’ı göreceksiniz” dedim, inşaAllah. Ama gizlemeleri bence de normal. Şimdi cahili cühelası var. Abuk sabuk tipler de oluyor. Şimdi tutturacaklar. Hz. Mehdi (a.s) nerede, kim? Farz edelim dese ki “Falancadan şüpheleniyorum, bu olabilir” dese “Aman tamam bunadı” derler Allah esirgesin. “Aklı gitti” diyecekler. Onun için işi sağlama alıyor Hocamız. “Bırakın bu konuları” diyor. “Şahs-ı maneviye ağırlık verin.” O tarzda geçiştiriyor. “Bediüzzaman’a sordum” diyor. “Nur Talebesi mi olacak? Nur Talebesi olmayacak dedi” diyor. Bak net ifade “Nur Talebesi olmayacak dedi.” Risale-i Nur’dan bir bölümdür bu. Risale-i Nur’a eklenmesi gereken bir yazı bu. “Peki Hocam, Nur Talebesi olmayacağına göre nasıl biri olacak?” dedim. Elini böyle açtı. “Bambaşka biri olacak” dedi. Mesela bunun da Risale-i Nur’a geçmesi gerekiyor. Kardeşim tamam ben belki yalan söylemiş olabilirim. Hocam yaşıyor, gidip sorun. Allah adına yemin ediyorum ben, söyledi. Vallahi, Billahi, Tallahi söyledi. Allah adına yemin ediyorum. Yani kardeşlerimiz gidip sorabilirler. Teyit çok kolay şu an. Yemin ediyorum ama yeminime de inanmayabilir adam ama Hocam yaşıyor. Net söyledi yani. Bu dediklerimin hepsi doğru. O, son kısmı özet olarak aldım. “Hz. Mehdi (a.s)’ı genç olanlar görecek” diyor ya yaklaşık, mealen. İsim verdi çünkü orada, net. Abdullah Yeğin Ağabey’in ismini söyledi. “Biz aramızda konuşuyorduk Abdullah Yeğin’le” dedi, “biz görmeyiz Hz. Mehdi (a.s)’ı, yaşlıyız” demişlerAğabeyler, “ama sen görürsün” demişler. O çok genç, çok sıhhatliydi. Böyle ağzında yuvarlıyor zaten sürekli. “O çok sıhhatli” diyor. “Genç bize göre” diyor. “Aslında yaşı da ileri ama daha zinde, daha genç. O görür” diyor. “Sen görürsün dedik” diyor. Aralarında konuşmuşlar. Ben de “Hocam siz göreceksiniz, inşaAllah” dedim.
Normalde Şeyh Nazım Hocamız’ın da görmesi gerekiyor. Allahualem, Allah onların ömrünü uzatacak, inşaAllah. Şeyh Nazım Hocamız bir, Mahmut Hoca iki, Mahmut Hocamız’ın da görmesi çok önemli. Sungur Ağabey’in görmesi çok önemli. Abdullah Yeğin Ağabey’in bulunması çok önemli. Özellikle Seyit Salih Özcan çok önemli. Çünkü ona net söylemiş Bediüzzaman. Ama Sungur Ağabey’e de demiş. Sungur Ağabey hiç söylemedi bunu. Mesela bunun da Risale-i Nur’a geçmesi gerekiyor. Seyyid Salih Özcan Ağabey söylüyor: “Ben görmeyeceğim, sen göreceksin keçeli deyip, kafama vurdu, Hz. Mehdi (a.s)’ı sorunca.” Ama aynısını Sungur Ağabey’e de söylemiş. “Sen de göreceksin” demiş. Dediğim gibi demiş. “Ben görmeyeceğim, sen göreceksin Hz. Mehdi (a.s)’ı” demiş. Bu ikinci şahit. Aynı ifadede olan iki kişi. Ben sadece Seyyid Salih Özcan Ağabey’e dedi zannediyordum. Sungur Ağabey’e daha kapsamlı söylemiş. Çünkü biz Seyit Salih Özcan Ağabeyle konuştuk. “Hocam bilmediğimiz başka konular varsa anlat” dedik. Anlatıyor dürüst o, delikanlı. Bir de coşkulu. Ama Sungur Ağabey ince düşünüyor. Yani fitneden kaçınıyor, o akılcı yaklaşıyor olaya da. O da makul yani. Ama net Hz. Mehdi (a.s)’ın şahıs olarak geleceğine eminler.
Şimdi bu Kızılcahamam’daki toplantıda Mehdiyet’le ilgili bir toplantı aslında. Fırıncı Ağabey’in de görmesi mevzu bahis Allahualem. Çünkü hep emeği geçen insanlar. Onların tasdiki, onların görmesi hayati, inşaAllah. Ben mesela Hz. Mehdi (a.s)’ı sadece İslam âlemine yönelik sanıyordum. Hıristiyan âlemine de yönelik Hz. Mehdi (a.s), Musevi âlemine de yönelik, Müslüman âlemine de yönelik. Üç âleme yönelik. Ben sadece Müslüman âlemi için sanıyordum. Hâlbuki üç dine de yöneliyor Hz. Mehdi (a.s). Bediüzzaman’ın Hıristiyanlarla ittifak edecek diye zemin hazırlaması ondan. Sonra Fethullah Hoca onun bir zeminini hazırlar gibi bir çalışma yaptı ama ne hikmettir anlayamadım, Mehdiyet’igeri çekti. Fethullah Hocamız’ın üslubunda böyle bir şey oldu. Ya orada işte FBI, şu bu baskı yapıyorlar ya. Belki onlardan çekindi, belki bir iş çıkar diye konuştu diye şüphelendi ki, zaten bu dediğimin doğru olduğunu ben bir talebemi gönderdim ismi lazım değil, yakında daha yeni 1,5 ay falan oluyor. Fethullah Hocam’la görüştürdük. Bende sır yok, Fethullah Hocam’da var. Ben onun ayağının tozuyum. “İttihad-ı İslam olacak” demiş. “Ama bunu dillendirirken insanları kızdıracak, mesela Hıristiyan âlemini kızdıracak yahut Musevileri kızdıracak yahut onları tedirgin edecek şekilde üslupla anlatırsak, sanki onlara karşıymış gibi bu sistem, sanki onları ezecekmiş gibi anlatırsak gereksiz bir duraksamaya neden olabilir. Yazık olur” demiş. Yani “hızı kesecek bir şeye sebep olabilir” demiş. “Çünkü hakikaten onların aleyhine olan bir durum değil, lehine olan bir durum” demiş. Yani Hıristiyanların da lehine, Musevilerin de lehine. Onları da kurtaracak bir sistem. “Ama yanlış anlarlarsa, panik meydana gelir, engel olmaya kalkabilirler” demiş. “Onun için usturuplu konuşmakta, usturuplu gitmekte fayda var.” Onun için böyle konuşuyoruma getirmiş Fethullah Hocamız. Ama bir aldığım haberde de, biraz rahatsızmış Hocamız herhalde. Bütün kardeşlerimiz dua etsinler Fethullah Hocam’a. Fethullah Hoca’nın Mehdiyet’teki önemi büyük, çok önemli yani. Onun “tamam” demesi hayatidir.
Bir sır daha vereceğim. Ben de sır kalmıyor. Bütün hoca efendilerde sır var, bende yok. Ama o kadar şey ki yani bana bu sırrı veren, beni affetsin. Çünkü ismini vermiyorum. Çok muğlâk bir ifade olmuş oluyor, bir mahsuru da yok. Hatta daha da genişleteyim de, hiç tedirgin olmasın. Büyük bir Hoca Efendiye yine çok ünlü bir şahıs gitmiş, demiş ki; “Falanca Hz. Mehdi (a.s) mi?” açıkça sormuş. “Hayalinden dahi geçirme” demiş. “Hafızandan bile geçirme o ismi. Hafızanı bile okurlar. Çok tehlikeli olur. Başını belaya sokarsın. Hz. Mehdi (a.s)’ın başını belaya sokarsın” demiş. “Tahayyül dahi etme. Kafandan bile geçirme ismini. Kafandan geçirdiğini bile hissedebilirler” demiş. Bu kadar söylüyorum. Ben çok kapalı konuşuyorum. Sırdı bu, sır diye verdi bunu bana ama ben de çok kapalı anlattım, inşaAllah. Yani farkında değiller diye bir şey yok. Farkındalar ama zırtapozu var, abuk sabuk adamlar var. Temkinli oluyorlar Allahualem. Olay bu.
Acayip sevimli Sungur Ağabey, ne tatlılaşmış, acayip şeker. Sungur Ağabey’de başka sırlar da vardır. Ama Sungur Ağabeyin yanında çok dikkatli konuşmak lazım. Bizim çocuklar langır lungur gidiyor. Hocam bize Hz. Mehdi (a.s)’dan bahset. Sungur Ağabey de konuyu geçiştiriyor. Şeyh Nazım Hocam’a da gidiyorlar. Şeyh Nazım Hocam’a son gitmişler; “Ben sünuhatle söyleyebilirim Hz. Mehdi (a.s) konusunu” demiş. “Bana anlatın deyince değil de, o anda bana bir sünuhat gelirse, o anda anlatıyorum” demiş. Doğru söylüyor, inşaAllah. Çünkü öbür türlü, nakil olmuş oluyor. Nakili zaten biliyoruz. Ama orada orijinal bilgi veriyor. Mesela bak sordular, dediler ki: “Hz. Mehdi (a.s) geldi mi?” “Geldi, hayatta şu an” diyor. Bu sünuhat. Emin olmadan söylemez bunu. Çok büyük bir iddia bu. “Hz. Mehdi (a.s) geldi, hayatta şu an” diyor.
Ahmet Demirci- Aydın; “Hocam dinlediğimiz şarkılarda niyetimiz önemlidir. Sevgiden, aşktan bahseden bir şarkıda aşk ve sevda denildiğinde Allah ve Resulü (s.a.v) aklımıza gelerek dinleyebiliyorsak işte budur güzel olan” diyor, doğru diyor.
Hocam buyurun sizi dinliyoruz.
DAMLA HANIM: Hocam, Ayşe Arman bütün ailesi ile birlikte geçen hafta tatile çıkmıştı.Döndükten sonra gazetede küçük kızı Alya ile birlikte resimlerini yayınlamış. Kızı bayağı büyümüş ve çok şeker maşallah.
ADNAN OKTAR: Tam fettan, bayağı güzelmiş, maşaAllah. Çok şeker, keyfi de yerinde. Bayağı hoş, maşaAllah.
Merve Kahramanoğlu; “Evde namaz kılarken nasıl giyineceğiz?” diyor. Başörtüsü, güzel uzun bir kıyafette kılabilir evinde, inşaAllah.
“Hocam siz o yobazların mesajlarını hiç okumayın. Yobazlara, münafıklara, şeytanlara saldırma fırsatı vermeyin” diyor. Oğuzhan bize ‘öl’ diyorsun. Böyle pislik adamlarla mücadele etmeyi acayip, en şiddetli zevk aldığım şeylerden biri odur. Münafıkla uğraşmak, münafık kızdırmak, kafirun ve kafirat, münafıkun ve münafıkat, iblisun ve iblisat bunları haset ettirmek, bunları çatır çatır çatlatmak, bunlara gerekli ilgili bilgileri vermek. Kardeşim sen ne diyorsun? Müzik falan hikaye. En zevkli işler bunlardır. Allahualem, Allah vermesin insan münafıksız olursa ne yapar. Bazen günlerimiz münafıksız geçiyor, insan bir acayip oluyor. Artık aranıyorum oradan buradan bir münafık bulsam da haşlasam. Çok zor, münafığı olmaması insanın çok zor. Enerjisi bol olan münafıklar oluyor, onlar çok iyi. Münafıklardan ses kesildi mi insan rahatsız oluyor, inşaAllah. Çünkü onların kafasını ezdikçe ilimle, bilimle, sevabı çoktur, inşaAllah.
“Hocam çiğ köfte ustasıyım. Cümbüş çiğ köftesiz olmaz. Size doğal, çok sağlıklı ve etsiz çiğ köfte yapmak istiyorum, inşaAllah. Yanınızda da yapabilirim, gönderebilirim de, nasıl uygun görürseniz. Ancak taze yapılması daha iyi olur. Acılı, tatlı ve karabibersiz de yapabilirim. Siz karabiber kullanmıyorsunuz bildiğim kadarıyla.” Olur mu İsmail kardeş? Her türlü malzemeyi bol kullanacaksın. Başka bir şey olur o, Allah esirgesin. Haklı çocuk. Allahualem çiğ köftenin yoğrulması lazım, marulla beraber. Bir dahaki sefere çiğ köfte şart. Ustama müracaat edin telefon numarasını da vermiş. İsmail ustamdan getirelim taze taze. Şimdi zahmet etmesin çok zor olur. Fakat ustamın hazır imalatından inşaAllah, birer tane şifa niyetine. Acı olacak, karabiber hepsi olacak. Malzeme eksilttiğinde, başka bir şey olur o.
Soraya; “Merhaba ben Makedonya’dan Soraya.” Ne güzel isim Soraya, acayip hoş, gizemli bir isim. “Sizin hayranınızım. Çok yakışıklısınız, maşaAllah. Hanım kardeşlerim de çok çok güzeller, maşaAllah” diyor. Ama hakikaten tescilli güzelsiniz, maşaAllah.
Hasan Arıcan; “ İyi günler inşaAllah Sayın Hocam. Hocam cildiniz ne kadar güzel, maşaAllah. Klas ve karizmatiksiniz, iyi bir Müslüman’ın olması gerektiği gibi, inşaAllah” diyor. MaşaAllah.
Şengül kardeşimiz; “ Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu .“Ahmet Muhammed Adnan Hocam” Ne güzel isim; Ahmet Muhammed. Çok sevdim bu ismi; Ahmet Muhammed. “Ahmet Muhammed Adnan Hocam, sizi çok ama çok seviyorum. Şükürler olsun Rabbime sizi bize bağışladığı için. Arslan Hocam gün geçtikçe yakışıklı olmanıza ve nurunuza hayranım. Elhamdülillah dün İzmir için broşür dağıttım.” Helal olsun. “Gayet güzeldi, inşaAllah. Dualarınızla daha hayırlı faaliyetler Rabbim nasip eder, inşaAllah. Programınızdaki kız arkadaşlarınıza ve imparatoriçemiz Damla Hocama sevgi ve saygılarımla” diyor. O da ‘imparatoriçe’ diyor. “Allah, dünyada ve ahrette sizlerden ayırmasın” diyor, inşaAllah.
Bu sayfaların arasında ısrarla münafık arıyorum, bir haşlayayım diye. Kardeşimiz de “sakın” diyor. Olur mu, onlar gıda. Çünkü münafıkları ne kadar kızdırdığımı görünce mest oluyorum, acayip zevkli bir şey. Bir münafık çatlatmak çok zevklidir bir de kebapta eti çatlatmak.
Bir kere Tevrat’ta Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili bu kadar bilginin olması müthiş. Biz bununla ilgili bir site yaptık değil mi bu konuların işlendiği? İsmi neydi o sitenin?
DİDEM HANIM: www.tevrattanhikmetler.com.
ADNAN OKTAR: Tevrattanhikmetler.com. Tevrat’tan hikmetler ve öğütler. Bana İsrail’den koskocaman bir Tevrat getirdiler, 100 yıllık, el yazması. En az 100, 150 bin TL değerinde. MaşaAllah, yani tanımam bilmem de, ilk defa tanışıyorum hediye olarak getirdiler. Kılıfı da çok güzel orijinal, hep el yazması, deri üstüne yazmışlar, ince deri üzerine. Tabii aylarca sürüyor onun yazılması, ekip halinde yazıyorlar ve 100 yıllıkmış, inşaAllah. Bayağı hoşuma gitti, inşaAllah. Kuran’ı da aslında öyle yazan bir usta olsa da rulo halinde, deri üstüne yazılsa, çok güzel olur. Çünkü Kuran’da var, deri üzerine yazılmasından bahsediyor Allah, değil mi? Ayet var.
Şimdi kısa bir ara, yine devam edelim.
VTR-(Şeyh Nazım, Bediüzzaman talebeleri, Türk İslam Birliği )
ADNAN OKTAR: “Muhammed Arslan Hocam, Allah razı olsun. Nur talebelerine ağabeylerin dilinden şahit olduğunuz olayları anlatıyorsunuz” diyor. Tamam, güzel anlatıyoruz, şahidimiz de ortada. Kişiler ortada, yaşıyorlar. Benim anlattıklarım kalabalık içerisinde olmuş olaylar, birkaç kişi içerisinde değil.
DAMLA HANIM: Birleşmiş Milletler Güvenlik konseyinde dün Suriye devlet başkanı Beşar Esad’a dolaylı yoldan istifa çağrısı yapan karar taslağı Rusya ve Çin tarafından veto edilerek düşürülmüş. Sayın Bülent Arınç;“Türkiye ile Suriye arasında bir tampon bölge kurma ihtimalini ciddi olarak düşündüklerini ve gelişmelere göre bir ihtiyaç belirlendiğinde Türkiye’nin bir tampon bölge oluşturma konusunda Arap Birliği ile birlikte hareket edeceğini” açıklamış Hocam.
ADNAN OKTAR: Bunlar çözüm değil ki sürekli bu ıstırap devam edecektir. Çözüm; Mehdiyet’tir. Bütün İslam alemi bir araya geliyorlar, toplanıyorlar, Suriye “hadi oradan” diyor “öylemi peki özür dileriz” diyorlar,geri dönüyorlar. Hz. Mehdi (a.s) olsa, böyle mi olur? Bakın kaile bile almıyorlar. Kaile dahi almıyor Suriye. Hz. Mehdi (a.s)’a olan ihtiyacı Allah her gün gösteriyor. Arap birliği toplanıyor, aciz bir toplantı oluyor, acz içinde karar alıyorlar, acz içinde bir netice oluyor. Acizliklerini bir kez daha görüyorlar, çekip gidiyorlar. Tam garibanlık, tam güçsüzlük, tam bir kudretsizlik, gayri muktedir bir hava açıkça kendini gösteriyor. Diyorlar ki; “İslam alemi birleşir, Mehdiyet oluşur.” Tamam işte Araplar birleştiler, hatta Arap alemi birleşiyor, karar alıyorlar, bakın adam kaile dahi almıyor. Karar var mı yok mu belli değil. Hz. Mehdi (a.s) olsa, bir kere Suriye’de bu olaylar olmaz. Olmaz ki, olayın en başından olmaz. Farz edelim oldu, hadi 15 dakika diyelim, en fazla yarım saat, en en desek 1 saat sürer olay. Anında hiza olur. Yok Çin toplanmış da, yok Rusya toplanmış da onlar veto etmiş. Çin komünist, Rusya da eski komünist, tabii ki destekler Suriye’yi. Baas Partisi komünistler iktidarda, komünist hareketin her halükarda devam etmesini isteyecektir. Her komünist rejimi destekledikleri gibi o rejimi de destekliyorlar. PKK‘yı da kızıl Çin destekliyor, Rus komünistleri de destekliyor, Avrupa’daki komünistlerde destekliyorlar. Suriye’de, PKK’nın tam destekçisi olduğu için, komünist bir rejim olduğu için, Stalinist bir rejim olduğu için tabii ki komünistler tarafından geniş çaplı destekleniyor. Şu an orada Müslümanları katleden komünist bir sistem var. Yani komünistler katliam yapıyorlar. Olay bu. Dünyanın bütün komünistleri de, Baas Partisi’nin oradaki o iktidarı destekliyor. Biz de bu yapının yıkılacağını söylüyoruz. Ama çok kanlı olacağı hissediliyor. Çok fazla kana sebep olacağı hissediliyor. Çünkü her ölen aile, intikamını almak isteyecektir. Ama Suriye’deki gençlere sorsanız, ne istiyorsun dersen “iktidarın gitmesini istiyoruz, rahat güzel bir iktidar olsun istiyoruz” diyor. Hani İttihad-ı İslam? Hani Mehdiyet? O yüzden ıstırap göklere çıkıyor, acı göklere çıkıyor.
Hocam buyurun ben sizi dinliyorum.
DAMLA HANIM: Mehmet Ali Birand, Türkiye’de Peygamber Efendimiz (s.a.v)’i koruyan bir kanun olmadığını, ancak Peygamberimiz (s.a.v)’e yönelik farklı bir söz söyleyenlerin anında aforoz edildiğini bir ortam olduğunu yazmış. Bu durumu eleştirmiş. “İnsanların bir kişiyi yasayla sevmeye zorlamak hatadır. Bırakın isteyen dilediği kişiyi eleştirsin. Türk toplumu her görüşü tolere edebilmedir” demiş.
ADNAN OKTAR: Yani ne demek istiyor? Yani Atatürk’te eleştirilsin, Peygamberimiz (s.a.v)’de eleştirilsin. Onu mu demek istiyor? Yok olmaz. Biz sevdiklerimize laf söylenmesini istemiyoruz. Olumsuz bir söz söylenmesini istemeyiz. Peygamberimiz (s.a.v)’e laf söylenmesi, zaten çok rahatsız edici bir şey, onu kimse kabul etmez. Atatürk’ e de çirkin bir söz söylenmesi bizi rahatsız ediyor, istemiyoruz. Bu konuyu uzatmaya gerek yok, bu konuda polemik meydana getirmeye de gerek yok. Ayrıca Atatürk’ü koruma kanunu da var. Adamlar her şeyi konuşuyorlar, görüyoruz internette, inşaAllah.
Bir de Atatürk’ü eleştirenler, Atatürk’ün yaptığı hizmetin binde birini yapsınlar, ondan sonra karşıma gelsinler. Yüzde birini yapsınlar, ondan sonra karşıma gelsinler. Bakın biz yobazlarla uğraşıyoruz, güçtür kolay değildir yobazlarla uğraşmak. Atatürk, bir kalemde adamların etkisini kırdı. Ben canlarımla rahat rahat özgürce konuşuyorum, müzik dinliyorum, evime resim asabiliyorum, bahçeye heykel koyabiliyorum. Un ufak ederlerdi o heykelleri. Resim, gazetede bile resim göremezdiniz. Bu şekilde modern genç kızlar gelip oturacaklar, sohbet edecekler, tahayyül dahi edemez. Allah vermesin, hepsini asarlardı. Yobazlık çok korkunç bir sistemdir. Atatürk, Allah’tan bir lütuftur. Hz. Mehdi (a.s) ’ın öncüsüdür, Hz. Mehdi (a.s)’a zemin hazırlayan ahir zamanın çok önemli bir şahsıdır. Metafizik bir şahıstır Atatürk, çok büyük bir hizmet vermiştir. Modern Türkiye’yi kurması, demokrasinin Türkiye’ye gelmesine, Cumhuriyetin kurulması, özgür olmamız, sanatın, bilimin teşvik edilmesi, müziğin teşvik edilmesi. Atatürk bizzat kendisi müzik dinliyordu, hem de kalkıp oynuyordu. Örnek olmuştur, nezaket öğretmiştir, adap edep öğretmiştir, stil göstermiştir. Neşeli olmayı, hayatı dolu dolu yaşamanın güzelliğini göstermiştir. Kuran’ın sade, temiz, güzel ruhunu bizlere öğretmiştir. Gerçek Müslüman’ın nasıl olması gerektiğini bizlere öğretmiştir. İlahiyat Fakülteleri kurdurdu, var mıydı daha önce? Yoktu. İmam Hatipleri kurdurdu. Var mıydı daha önce? Yoktu. Kuran tefsiri yaptırdı, Buhari’yi tefsir yaptırdı, hazırlattı, bastırdı, insanların okuması için Anadolu’ya dağıttırdı. Peygamberimiz (s.a.v)’in hayatını hazırlattırdı. On binlerce Kuran dağıttırdı Anadolu’ya, o zamanın güçlükleri içerisinde. Gençlere Türk İslam Birliği’nin önemini anlattı. İslam’ın değerini, İslamiyet’in en gelişmiş, en güzel, en mütekamil din olduğunu anlattı. Ve bizzat yaşayarak da bunu gösterdi. Hutbe verdi camilerde, hoca efendilere olan sevgisini gösterdi.
Atatürk’ün özelliği de; yobazlığa karşı olmasıydı. Ne yapması gerekiyordu? Nasıl davranması gerekiyordu? Ve şuan, işgal kuvvetlerinden izin alıp biz toplantı yapacaktık. Önce gideceğiz İngiltere komutanlığına diyeceğiz ki; “biz burada röportaj yapacağız müsaade var mı?” Kapıya İngiliz askerini dikeceklerdi, desturla girecektik buraya. Olacağı buydu. Antalya, Akdeniz gitmişti, İtalyanların kontrolündeydi. Güneydoğu, Fransızların kontrolünde, Yunanlılar, İzmir Ege’de. İstanbul, İngilizlerin kontrolünde. Ta Ankara’ya kadar dayanmışlardı. Benim babam söylüyordu “Ankara Bala’da top sesleri duyuluyordu” diyordu, ta oraya kadar gelmişlerdi dayanmışlardı Ankara’ya. Atatürk hepsini kovaladı. Eğer bunlar suç olarak görüyorlarsa, ben onların akıllarına şaşarım. Niye hakaret etmek gerekiyor, niye hakaret etme özgürlüğü olsun? Atatürk hakkında zaten istediğinizi konuşuyorsunuz. Kimse size bir şey diyor mu? Peygamberimiz (s.a.v) ile ilgili de, adamlar dini, İslam’ı, Kuranı eleştiriyor, istediklerini söylüyorlar. Hakaret istemiyoruz kardeşim. Anlatamadık galiba. Küfür istemiyoruz, hakaret istemiyoruz. Ne konuşuyorsanız konuşun. Kim dinler sizi zaten akşama kadar konuşun. Kuşlar da ötüyor; cik cik cik cik, kimse ilgilenmiyor. Siz de konuşun, kim kaile alacak sizi? “Küfür etme özgürlüğü” yok kardeşim illaki istiyorsan, kendine küfür etme özgürlüğü geliştir, madem meraklısısın. Varsa öyle cins özelliğin ki, o bile ayıp, çirkin ama engelleyemeyiz tabii. Peygamberimiz (s.a.v.)’e laf söyletmeyiz, Atatürk’ e de laf söyletmeyiz, bunu unutacaksınız. Bir tek ona da değil, Fatih Sultan Mehmet’e de, Yavuz Sultan Selim’e de, Kanuni’yede, hiçbirine hakaret etmenizi istemiyoruz kardeşim. Ecdadımıza hakaret etmenizi istemiyoruz, bu kadar kolay. Karmaşık bir şey yok. Anlaşılmayacak ne yönü var?
“Canım Hocam, her gün sohbetlerinize kavuşmak, bizim için büyük bir lütuf. Bugün ağzınızdan çıkan kelimeler manevi bir saray ziyafeti tadında. Size iki ayet sormak istiyorum Hocam.” Araf Suresi 94, Şeytandan Allah’a sığınırım; ‘Biz hangi memlekete bir peygamber gönderdiysek’ bir Mehdi, bir muhlis, ihlaslı kişi ‘onun halkı yalvarıp-yakarsınlar diye, mutlaka onları dayanılmaz bir zorluk (yoksulluk) ve sıkıntıyla yakalayıvermişiz” diyor Allah. ‘Ekonomik kriz meydana getirdik, savaşlar sıkıntılar meydana getirdik, bunalttık onları yalvarıp yakarsınlar diye’, diyor. Ama elçiyi de göndermiştik, Mehdi’yi de göndermiştir, diyor Allah. “Acaba bugün İslam ülkelerinde olan karışıklıklar, bu ayetin bir zuhuru mudur?” diyor. Tabii ki. “Bir de Hocam, kız kardeşlerimizin ve erkek kardeşlerimizin mutasyon ile ilgili anlattıklarından, mutasyonun nasıl canlılara yalnızca zarar veren biyolojik bir olay olduğunu daha iyi anladım. Acaba Allah’ın Hac Suresi 13’de bildirdiği; ‘ Zararı, yararından daha yakın olana tapar’ayeti mutasyona bakıyor olabilir mi? Kemal Gürsoy.” Aferin Kemal, doğru tabii ki. Bir yönüyle zayıf veya güçlü bakıyor, inşaAllah.
“Esselamu Aleyna ve Ala İbadillahis Salihin.” MaşaAllah. “Göz zinasını açıklar mısınız? Abdullah Abdurrahman.” Abdurrahman, kendi ismin değil bu senin, bir. Göz zinası. Şimdi canım kardeşim, niyetledir. Şimdi bir insanın kızı olur aslan gibidir babasının yanında sutyenle, külotla gezer genç kız. Babasına gelir kucağına oturur, babası onu evladı olarak sever. Bağrına basar, alnından da öper, yanağından da öper, burnunda da öper. Bütün genç kızlarda böyledir, değil mi? Babaları bu babalarının kucağında yaşar. Aklının ucundan bile geçmez. Ama sapık ve karaktersizse, dinsiz imansızsa, kızına tecavüz etmeye kalkar. Şimdi anladın mı göz zinası olayını? Mesela kendi kızına da şehvetle bakabilir o zaman. Oğlu annesine de şehvetle bakabilir Allah esirgesin. Eğer dini imanı yoksa, Allah’tan korkmuyorsa, helali, haramı tanımıyorsa, kanı bozuksa, sütü bozuksa, ahlaksız karaktersizse fark etmez. Gözün bir suçu yok, inancın suçu vardır canım kardeşim. Gözün zinası olmaz. Sapık inancın zinası olur. İstersen gözünü kapatıp hayal edersin. Aynısı, gözünü kapar hayal edersiniz aynısını yaparsın. O da hayalin zinası olur. Hatta onu daha kapsamlı şeyler düşünebilirsin, göz yine gördüğünü görüyor. Öbüründe çok kapsamlı şeyler düşünebilirsin. Hayalin zinası daha da vahim. Neyle ilgiliymiş? İnançla ilgiliymiş. Anladın mı? Anladın. Yanlışsa, gel bana söyle. Haklı mıyım? İnşaAllah. Şimdi ben mesela burada konuşuyorum, bir hanımefendi gözünü kapatır beni hayal eder, akıl almaz şeyler düşünebilir. Ama evladı, kardeşi olarak da dinleyebilir. Ona bakar o, niyetine bakar. Aynı şekilde bu bir kadın içinde geçerlidir. İnancı yoksa hani; “kork, Allah’tan korkmayandan” derler. Ucu bucağı yok ki, asmayı kesmeyi de düşünebilir, her şeyi düşünebilir kardeşim. Soygun yapmayı da düşünebilir. Allah’tan korkmadım mı onun sınırı var mı? Göz zinası, böyle bir şey yok.
Peygamberimiz (s.a.v), Mekke’de Medine’de sokaklarda geziyor, güzel hanımlar görüyor, helal olsun benim dedeme, içi eriyor güzelliğini görünce. Sayayım mı hadisleri Buhari’den, Müslim’den? Kaçarsınız. Buhari’den, Müslim’den okuyacağım. Ama kabul etmezsiniz hadisleri duyunca. “Ahlakımıza dokunuyor” diye kaçacaksınız. Çünkü acayip bir inancınız var. Bakıyor hoşlanıyor Peygamberimiz (s.a.v), gidip nikahlıyor. Diyor ki Allah ayette bakın, şeytandan Allah’a sığınırım; “Hanımlar ne kadar hoşuna gitse de” bakmadan hoşuna gider mi? Bakıyor hoşuna gidiyor. “Sana evlenmek yasak” diyor Cenab-ı Allah. “Ama elinin altındakiler müstesna” diyor. Kendini hibe eden hanımlar, cariyeler müstesna, diyor. Zaten ucu bucağı yok.
Hz. Süleyman (a.s) göz zinası mı yaptı? Sebe Melikesi geldi, kadın çok bakımlı, dekolte geliyor. Muhteşem kadın, acayip güzel, ünlüdür Sebe Melikesi. Boylu boslu çok gösterişli, güzel kadın. Gözlerinin içine baka baka konuştu Hz. Süleyman (a.s) onunla. Sohbet etti yalnız başına. Sarayın zemini cam, ışık oyunlarıyla su dalgalanıyormuş gibi yapmış teknolojiye bakın o devirde, maşaAllah. Bakan, kesin derin su zannediyor ikinci bir ihtimal yok. “Havuza gir” diyor kadına. Kadının da eteği var,“derin bir su sandı, bacaklarını açtı” diyor. O kadın bacaklarını açıyor Peygamberin karşısında. Görüyor Peygamber de onu. Sonra da, şaka yaptım diyor. “O bir havuz ama su değil” diyor. “Camdan yapılmış köşk zemini, özel teknolojiyle yapılmış” diyor. Kadın mest oluyor “biz zaten iman etmiştik” diyor, maşaAllah. “Müslüman’ım ben, iman ettim” diyor. Demek ki kadınların gönlü alınınca, kadın aşkla birisini severse, onun sözünü de çok güzel kabul eder. Birine gıcık oluyorsa, Allah esirgesin onun inancına da tavır alabilir. Önce kendini sevdirmek çok önemli. Hz. Süleyman (a.s) önce kendine aşık etmiştir, kadını sevdirmiştir sonra da onun Müslüman olmasını sağlamıştır. Konu bu.
Şimdi bakın, Hz. Süleyman (a.s), “atların boyunlarını ve bacaklarını okşuyordu” diyor. Şimdi sen duydun mu içeri kaçarsın. Onu bile kim bilir ne kafayla değerlendireceksin? Bacaklarını okşaması o neden? Sevgiye olan hasretinden, sevgiye olan muhabbetinden. 300 tane evli hanımı var, 700 tane de cariyesi var. Ve hepsi birbirinden güzel, nefis güzeller annelerim, maşaAllah. Cennette de Allah ayırmasın dedemden. Ama ne kadınlar annelerim, ne muhteşem. O kavmin en güzelleri, bütün uzak bölgelerden, kavimlerin en güzelleri gelmişler. Haber salınmış Hz. Süleyman (a.s)’a eş olması için, özel olarak seçiliyorlar. Ta Habeşistan’dan tut, Ürdün, Fırat’a kadar her bölgeden. Herkes en güzel hanımları gönderiyorlar Hz. Süleyman (a.s)’a eş olması için. İftihar ediyorlar. Ahirette beraberler, iki günlük dünya. Ne olacaktı Hz. Süleyman (a.s) ile evlenmese, alnı kimsenin tavana değmez. Kemikleri bile kalmamıştır o hanımların, dünya kısa ama şimdi sonsuza kadar Hz. Süleyman (a.s) ile birlikteler, dedemle birlikteler. Şimdi anlatıyorum, hayır böyle demediniz. Bacaklarını açıyor kadın, şaka yapıyor Hz. Süleyman (a.s) konuşuyor kadınla diyorum. “Ve derin su sandı” diyor. Derin suda kadın bacağını ne kadar açar bir düşünün. Değil mi? Anlamazdan geliyorsunuz. Ama o Peygamber. O kadının ırzı, namusu ona ait. Kılına dokundurtmaz. Ne haysiyetine, ne şerefine, ne sağlığına, ne sıhhatine hiçbir şekilde zarar gelmez. Sahip çıkmış hürmet ediyor, değer veriyor. Ama bir çakal için gitsin eliyle canını yaksın kızın, işte çimdiklesin, küfür etsin, hakaret etsin, kullanıp kenara atsın alçak herifler, pislik herifler. Değerini bilmez, saygı duymaz onu peçete gibi kullanıp atmak ister. Mümin kıymetini bilir, kendinden daha değerli görür. Onu ömrünüm sonuna kadar Allah’tan kutsal bir emanet olarak muhafaza eder. Felçli olur, bütün gücüyle ona hizmet eder, gözü görmez olabilir-Allah esirgesin-ona hizmet eder. Allah’tan emanet o. Çünkü ahrette birlikte olacak, inşaAllah.
Çakal takımı öyledir. Kızı bir kandırsa, alıp götürse, bir ırzına geçse, kirletse onu bir beş paralık yapsa, sonra da kaldırıp atsa. Müslüman öyle değildir, Müslüman onun değerini bilir. Ona çocuğu gibi de acır, annesi gibi de şefkat duyar, sevgilisi olarak da bağrına basar, eşi olarak da onu himaye eder. Gerekirse canını da ortaya koyar, onu korur. Müslüman’da değer verme vardır, saygı duyma vardır. Küfür öyle değildir. Kullanıp kenara atma kafası vardır.
Sitemkar Saffet, benden kitap istemiş. Saffet’e kitap gönderelim, inşaAllah. Adresini vermiştir herhalde, inşaAllah.
Böyle garip sözler edenler oluyor bazen, yakışıksız sözler edenler, onlarla şakalaşıyorum, sohbet ediyorum, hemen dost oluyorlar, lakaplarını da unutmuyorlar.
DİDEM HANIM: Hocam, videoda Japonlar teknolojiyle derin havuz görüntüsü yapmışlar ama içindeler havuzun.
ADNAN OKTAR: Bakayım, bir göreyim. Allahualem buna benzer bir şey yapmış Hz. Süleyman (a.s) da. Müthiş, çok güzel olmuş. Allahualem işte buna benzer bir şey.
Hz. Musa (a.s)’ın konuştukları, Peygamber kızı. Gözlerinin içine baka baka konuşuyor. “Babacığım güçlü ve güvenilir bir insan” diyorlar. Bakmadan gözü kapalı mı karar verdiler? İmanın zayıf, yamuk adamsan, sen zaten hiç kimseye bakma. Her türlü melanet gelir o zaman, Allah esirgesin. Eğer şeytana uyduysan, Allah’tan korkmuyorsan, yamuk adamsan, hiçbir şeye bakmayacaksın sen. Bir mala baksan, çalarsın. Birine baksa, adam da öldürebilir, insan da yaralayabilir, her şey yapabilir böyle bir tip. Bir tek o değil ki, sırf cinsel suç değil ki. Öyle tiplerin yapmayacağı ne suç var ki.
Sevgi; “Hocam, biz uzun zamandır sizi izliyoruz. Hz. Mehdi (a.s) hakkında konuşuyorsunuz da, Hz. Mehdi (a.s) olarak kimi kastediyorsunuz bir türlü anlayamadık.” Şimdi bir Hz. Mehdi (a.s) var. Kim olursa olsun, Peygamberimiz (s.a.v)’in bunu söylemesi, olaylar, Tevrat’ın hükümleri, Tevrat’a göre de Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiği net anlaşılıyor. Hadislere göre de net anlaşılıyor, Bediüzzaman’a göre de, Muhammed Raşit Erol Hazretlerine göre de, Sungur Ağabeye, talebelerine, Esad Coşan’a, bütün ulemaya ve bütün olaylara göre, Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiği anlaşılıyor. Her kim olursa olsun kabul ediyorum. Yeter ki arayalım, bulamazsak, bana söyleyin. Ama bak aramıyorlar sorun burada. Niye alametleri belirtiyor Peygamberimiz (s.a.v)? Arayın diye belirtiyor. Alametleri gördüğünüzde, arayın diyor. Hadiste de belirtiyor; “Alimler onu ararlar” diyor. Aramaktan bahsediyor Peygamber Efendimiz (s.a.v). Aramak lazım. Kim olursa olsun, ben elinden öper peşinden giderim sorun değil. “Niye ben Hz. Mehdi (a.s) olmadım? Bu konuyu kabul etmiyorum ben.” Bunu mu diyeceğim ben sanki? Bulun, söz bir Allah bir ayağının altını açıp öpeceğim, peşinden gideceğim. Ama arayın, aramaktan kaçıyorsunuz. Bu panik niye? Kimse kim hepsini kabul ediyorum kim olursa olsun. “Olur mu bu?” demeyeceğim ben. Siz derseniz ittifakla “bu tamamdır” bitti.
Bana diyorlar ki; “Niye yas tutmuyorsun?” yas tutmaya kalkarsan sen, her gün yas tutman lazım. Her gün Müslümanlar katlediliyor, her gün. Yas tutmanın ölçüsü ne? Kaç kişi şehit edilince yas tutuluyor? “3 kişiyse olmaz, 15 kişiyse olur” diyor. O 3 kişinin canı yok mu? Ahlaksızlık yapıyorsunuz, terbiyesizlik yapıyorsunuz. Olur mu öyle şey? Değersiz görüyor 3 kişiyi. “15 kişi olursa, onda başlamak gerekir” diyor. Kaç kişi olduğu da belli değil. Yas tutmayı bırak, İttihad-ı İslam için, Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuru için gayret et. Ağlama, ağlat. Akılla, ilimle, bilimle. Küfür ağlasın, sen niye ağlıyorsun?
Bazen Allah esirgesin çocuklar gayri meşru olur. Mesela diyorlar ki “bu çocuk piçtir.” Bu ahlaksızlık, terbiyesizlik. O çocuk nur gibi insan, nur gibi kardeşimizdir. “Piç” diyenin kendisi piç olur. Hiçbir suçu olmaz o çocuğun, gayet saygın, değerli, baş tacı kardeşimizdir. Mesela tecavüze uğrayan bir genç kız da, hiçbir şekilde onuru kırılmaz, nur gibi tertemizdir. Haysiyetine, şerefine en ufak bir leke gelmiş olmaz, hiçbir şekilde. Çünkü o istemiyor. Zorla olmuş, o olmaz. Allah esirgesin isteyerek de olsa, tevbe eder, yine mümin temiz kardeşimizdir. Öyle ebedi üstüne yapışan bir leke olmaz. O yanlış biliniyor onun için onu anlatıyorum.
Yarın görüşürüz hadi bakalım, inşaAllah.
Makaleler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Gözardı Edilen Kuran Hükümleri
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...